31.8.06

Vitality

Vitality shows not only in the ability to persist, but the ability to start over.

F. Scott Fitzgerald

28.8.06

finish çizgisine doğru son adımlar

Nasıl geçti diye sordular beni merak etmiş olanlar. Düşündüm ve bulamadım cevabını. Ne hissettiğimi anlayamadım bir türlü. Bir yandan "we found your defense satisfactory" diyen Andreas'ın sesi çınlarken kulaklarımda, öte yandan da juri boyunca gelen eleştirileri düşündüm. İki saatlik bir juri önünde yazdıklarını savunmak zorunda bırakılmamın stresi ve, soruları algılamaya ve cevaplamaya yoğunlaşmış bir beynin yorgunluğu altında, boş bakan bir yüzle çıktım juriden. Birkaç düzeltme verdikten sonra beni tebrik eden juri üyeleri, güle oynaya yanımdan geçerken, ben şaşkın ve solgun bir yüzle baktım, beni merdivenlerde bekleyen Funda'ya. Hiçbir his yoktu içimde...Ne hayal ettiğim bir sevinç, ne de kortuğum bir hüzün. İlginç dedim içimden, hiç böyle ummamıştım sonu.

Finish çizgisini henüz tam aşmış değilim ama kazanacağımın kesin olduğunu yeni öğrendiğim bir koşuda, son yorgun adımları atıyorum. Düzeltmeler ve son rötüşlardan sonra, "doktor" ünvanını verecekler bana. "Artık karnımız ağrıyınca sana geleceğiz" diye dalga geçen dostlarıma gülümseyip, tüm bu çabalarımın ve emeklerimin ne için olmuş olduğunu merak ediyorum yine de...

8.8.06

ek

Dünki blog esintimin nedenlerinden biri de bugün biten, bitmesine izin verdiğim, Tezim idi:)
Tez bitti iyi de, şimdi ne olacak?(bu soruyu bana çok sordular)
Bilindik bir muamma:)
Ne olursa olsun önce ben GİDİYORUM deniz kenarına, başka hayatlara, başka insanlara:)
Dönünce görüşmek üzere...

7.8.06

Bazı şeyler biter. Bitmesi hayatın akışıdır. Ama bizler çoğu zaman bir alışkanlığın esiri olur ve içimizde çoktan bitmiş olan şeyleri, sanki hiç bitmemiş, sonlanmamış muamelesi yapmaya pek hevesli oluruz. İlişkiler buna güzel bir örnektir. Bazılarının bitmesi gerekir. Yeni kapıların açılması, yeni bir doğuşun var olabilmesi için. Biterken izin vermek gerekir, hoyratca sarılmak yerine. Sevgiyle ve anlayışla bırakabilmek gerekir biten ve giden şeyleri..gitmesine izin vermek..sevgidir çoğu zaman...

Hayatımdan gidenlere ve hayatlarından gittiklerime, koca bir teşekkür, doğru zamanda ve mekanda hayatımda bulundukları ve içsel yolculuğumda bana ışık tutukları için....

5.8.06

Gün batımım


Balkonumdan gün batımını çok seviyorum....

2.8.06

Gülümşeyiş

6 yıl önce yazdığım yazılar geçti elime. Sürrealist bir biçimde anın içindeki detayları yakalamayı ne çok seviyormuşum meğer. Eski Fulya ve şimdiki Fulya arasında pek çok şey geçti ama bazı şeylerin aynı kaldığı kesin..
Vakit buldukça bu yazıları paylaşacağım sizlerle..işte tarihte bir yolculuk!


13-05-2000 Batıkent Yolunda

Nedenini bilmek istemediğim bir kıpırtı, gözlerimi pencerenin dışında akan kar tanelerine çevirttirdi. Biraz dikkatlice bakınca, rüzgârda savrulan taneciklerin ilkbaharın sıcak ve iç gıdıklayıcı polenleri olduğunu gördüm. Oysa daha dün gibiydi, yalnızca sokak lambalarında yakalayabildiğim kar taneleri. Zamanın akışını fark etmeden yaşamak acı verdi bana. Bir kış rüzgârı edasıyla ağaçları dans ettiren rüzgâr, ılık bir gökkuşağının altından gelen mis kokulu baharın habercisiydi oysaki.

Yıkık dökük ve melodisi hiç dinlemediğim Japon müziklerini andıran 60 model bir otobüse binmek için terk ettim, zamanın uğramadığı evimi. Ceketleri tozla kaplı yanık tenli adamların, ve günleri çay saatlerinden oluşan kucağı çocuk dolu şişman kadınların bakışları altında, hiçe saymaya alıştığım kirli pencereye yasladım kafamı. Gelip giden çocuk mırıltıları ve erkek kahkahaları arasından zorla duyulan dışarısının sesini gözlerimle yakalamaya çalıştım ve görüntülere bıraktım kendimi.

İşe giden enseleri yanmış sanayi işçilerinin evde bekleyen annelerini düşündüm. Ve kimliksiz sokak köpeklerinin çimlere yayılışına imrenen tozlu bir dilencinin evde bekleyen çocuklarını. Tam önümde oturan genç bir annenin ve kucağındaki kızın, güneşle parıldayan kestane renkli saçları gözümü çeldi bir an için. Çukurlara inip çıkan otobüsün sarsılışıyla dalgalanan, birbirleriyle hem aynı hem de farklı olan bu iki saçın, bir birine karışıp bir bütün oluşunu izledim. Annesinin boynuna sarılmış küçük kızın, neşeli şarkısına eşlik etmek istesem de, vesikalık bir fotoğrafa poz verir gibi duran donuk ve ruhsuz yüzümü, pozu bozmamak için hiç kıpırdatmadım. Sert bir çukurda dengesini iyice kaybeden otobüs küçük kızla göz göze getirtti beni. Ömrümde görmediğim kadar özgür bir çift mavi gözün içinde kayboldum ve tüm içtenliğiyle pozumu bozmak uğruna koca bir gülümseyişle cevap verdim ona. Utanmış yüzünü cama çevirdi küçük kız. Ve ben, akıp giden yaşam parçalarının onun mavi gözlerindeki yansımasını hayal ettim. Dayanamayıp bir bakış daha attı bana, o beyaz dişlerinin ve minik burnunun üstündeki bir çift mavi dünya ile. Hiç olmadığım kadar mutlu hissettim kendimi ve beş yaşımdaki halimle yeniden gülümseyiverdim ona. Sessiz iletişimimiz yol boyu sürdü. Bir ara annesinin yana çevrilmiş yüzüne bakıp aynı mavi gözlerin onda da olduğunu fark ettim. Birbirlerine o kadar çok benziyorlardı ki, tarihin kendisini izliyordum: annenin küçüklüğü ve kızın büyüklüğü yan yanaydı sanki.

İnmem gereken durakta, otobüsün durmamasını çok istedim, ama orada inen tek kişi tek kişi ben olmama rağmen, binecekleri beklemek için uzun uzun bekledi otobüs. Bakışmalarımızı bir oyuna çevirmiş küçük kıza, son bir kez bakmak için, düğmeye basmadan önce arkamı döndüm ve meraklı bakışlarla beni izleyen o mavi gözlerin, muthelemen bir daha hiç göremeyeceğim o tatlı bakışların içinden yansıyan güneşe baktım. Otobüsün tozlu egzozu gözlerimi yaşa boğuncaya kadar hayalimde canlı kalan küçük kızın, kim bilir nasıl bir yaşamı olacağını düşledim ve yeni hayatlara bırakmadan önce kendimi, önemsiz gibi gözüken küçük bir gülümseyişin ne kadar etkili olabileceğini, bana gülümseyen çocukluk fotoğrafımı yerden almak için eğildiğimde, tekrar anımsadım.

İllüzyonların anımsanışı


Teşekkürler Nilü

"Ben kötülük görmüyorum ve kötülüğe inanmıyorum. Ben korkunun
varlığına inanıyorum ve insanları başkalarına sevgisizce davranmaya
iten şeyin korku olduğuna inanıyorum. Doğmuş olan hiçbir kimse
yoktur ki içinde sevgi bulunmasın. Hiçkimse. Fakat korku sevgiyi
bulut gibi örter ve sevecen olmayın der, çünkü sevecek olursanız,
incinmeye açık olursanız birisi sizi incitecektir.Eğer bu incinmeyi
yalnızca incinme olarak kabul edebilirseniz ve bütün hayatınızı
incitilmeden, acıdan kaçarak geçirmeye çalışmassanız, farkına
varacaksınız ki dünyanız tümüyle değişiyor. Bırakın sizi
incitsinler. Herhangi biriniz bu yüzden öldünüz mü? Hepiniz
incitildiniz, bitip tükenmezcesine çok kez incitildiniz, ama hala
buradasınız, hala canlısınız ve iyi durumdasınız. Öyleyse bu korkunç
şey size ne yaptı ki? Kaçıp kurtulmaya çalıştışınız acı ve ıstırap
korkusu yalnızca bir hayalettir. Keder olmadıkça siz sevinç de
duyamassınız, onlar aynı dünyanın iki yüzüdürler. Öyleyse bırakın,
insanlar hakkınızda kötü şeyler söylesinler ya da bunları size
söylesinler. Bu gerçekten önemli mi?

İzninizle size şunu söyleyeyim dostlarım; kötü sözler işittiğiniz
anda, yapacağınız bir seçim var. Ya buna karşı duyduğunuz tepkiyi
terkedersiniz ya da dramı cüretle, her anının tadını çıkararak
oynarsınız. Fark etmez! Eğer üzüntü,sıkıntı ve suçluluk duygusu
çekmek hoşunuza gidecekse pekala hadi öyle yapın! Bunu cesurca ve
canlı bir biçimde yapın. Yani canla başla ve gerçek biçimde yapın.
Zorluk, bu şıklardan herhangi birini seçmediğinizi söylediğinizde
ortaya çıkar. Sizin seçimsiz olduğunuz düşüncesidir sizi incinmeye
açık kılan! Eðer her an seçimlerle dopdolu olduðunuzu
görebilseydiniz herþey değiğirdi. Sizi için için yıkan şey olaylar
değil, sizin onlara verdiğiniz karşılıklardır. Bunları hepiniz
bıkıncaya kadar dinlediniz. Fakat bir tek kez, bütün varlığınızla
gerçekten dinlerseniz, anlayacaksınız ki sizi inciten olaylar değil
onlar karşısındaki kendi tavrınızdır"

kaynak: Bartholomew..illüzyonların anımsanışı..s.97

1.8.06

Merci Başak et Scott



Je vous remercie pour les jolies souvenirs imprimées dans ma memoire pour toujours.

Le vent fera craquer les branches
La brume viendra dans sa robe blanche
Y aura des feuilles partout
Couchées sur les cailloux
Octobre tiendra sa revanche
Le soleil sortira à peine
Nos corps se cacheront sous des bouts de laine
Perdue dans tes foulards
Tu croiseras le soir
Octobre endormi aux fontaines
Il y aura certainement,
Sur les tables en fer blanc
Quelques vases vides et qui traînent
Et des nuages pris aux antennes
Je t'offrirai des fleurs
Et des nappes en couleurs
Pour ne pas qu'Octobre nous prenne
On ira tout en haut des collines
Regarder tout ce qu'Octobre illumine
Mes mains sur tes cheveux
Des écharpes pour deux
Devant le monde qui s'incline
Certainement appuyés sur des bancs
Il y aura quelques hommes qui se souviennent
Et des nuages pris aux antennes
Je t'offrirai des fleurs
Et des nappes en couleurs
Pour ne pas qu'Octobre nous prenne
Et sans doute on verra apparaître
Quelques dessins sur la buée des fenêtres
Vous, vous jouerez dehors
Comme les enfants du nord
Octobre restera peut-être.
Vous, vous jouerez dehors
Comme les enfants du nord
Octobre restera peut-être.

Kuzenim Başak ve eşi Scott ile cok hoş bir buluşma yaşadım uzun bir aradan sonra..pek sevdiğim Fancis Cabrel'in bu parçasını onları düşünerek ekliyorum..eskilere götürdü beni..tercümesini bulamadım ne yazık ki..