30.11.06

Without incentive

What is love without motive? Can there be love without any incentive, without wanting something for oneself out of love? Can there be love in which there is no sense of being wounded when love is not returned? If I offer you my friendship and you turn away, am I not hurt? Is that feeling of being hurt the outcome of friendship, of generosity, of sympathy? Surely, as long as I feel hurt, as long as there is fear, as long as I help you hoping that you may help me - which is called service - there is no love.
Khrishnamurti

29.11.06

Purple gloves

Once upon a time there was a girl who loved purple
Sooo much that a dear friend sent her a special gift he knitted himself
So that despite their physical distance
They could feel themselves hand in hand in the coldest winters
Thank you for this special and unique gloves that will always remind me of you Robert!
As you see, they are fitting perfectly to my hands:)
Hope to see you soon...

Fazlallah Astarabadi (1340-1394)



Thanks to my friend Alessandro who opened up a new subject matter for me: the relationship between typography and divinity

All tangible reality is a materialization of the divine meta-language. The sounds of the cosmos are the spoken aspect of this meta-language and the physical world is its written aspect. The only way to get to the meta-language from ordinary language is to break words down to letters and sounds and analyse them to see their meta-linguistic references. Meta-linguistic letters relate to ordinary letters in the same way archetypes have their relationships. In the science of letters there are a number of different techniques for doing this. The requisite organ for the meta-language is the heart. In order to find the inner meaning you therefore have to undertake a journey to the core of your own being.

See link
Ps: The beautiful photo above is from another dear friend Hugo, taken during our unforgetable trip in Venice, in 2002

28.11.06

Zen Şiiri



Sevgili Nilüfer'in blogundan, Zen üzerine yazılmış eski bir şiirde de şöyle diyor:


“Yürürken sadece yürü,

Otururken sadece otur.

Bunların haricinde,

Sakın sallanıp durma.”

Mitoloji1

Hint Mitolojisinde gerçeğe ulaşabilmek için eski realitelerin terk edilmesi gerektiği savunulur. Bunu anlatan hikaye ise Titankaraların hikayesidir:
Nehrin Karşısına geçilecektir. Nehrin hemen kıyısında bulunan Titankaralar yolcuları kayıkla karşından karşıya geçirmektedir. Ancak kimi yolcular karşı kıyıya geçtikten sonra, kayığı bir türlü terk etmek istemezler. Sırtlarına kayığı alarak dağları tepeleri geçmeye çalışırlar. Tabi kısa bir süre sonra yorgunluktan yürüyemez bir hale gelerek oldukları yerde çöküp kalırlar. Buna karşılık kayıkları nehir bitince terk edenler rahatlıkla yollarına devam ederler ve varmak istedikleri hedefe ulaşırlar.
Bu hikaye, bağlımli oldukları fikirleri, objeleri ve hatta insanları birakamayanlarin, ve karşılaştıkları bilgileri, yeri ve zamanı geldiğinde değiştiremeyenlerin halini ne güzel anlatmış...
Bkz. Hint Felsefesi Henrih Zimmer

24.11.06

23.11.06

Tanrı ile yemek

Sevgili Uzay'ın blogundan günüme renk katan bir alıntı...
Küçük bir oğlan çocuğu Tanrı ile karşılaşmak istiyordu. Tanrı'nın çok uzaklarda olduğunu, ona varmak için uzun bir yoldan yürümek gerektiğini biliyordu.Bir gün sırt çantasına çörek ve meyve suyu kutuları doldurup yola koyuldu. Evinden az ilerdeki parka oturmuş güvercinlere yem veren yaşlı bir adama rastladı.Çocuk yaşlı adamın yanına oturup sırt çantasını açtı. Tam meyve suyundan içecekti ki, yaşlı adamın acıkmış olacağını düşündü. Çantasından bir çörek çıkarıp ona verdi.Adam hoşnut bir şekilde çöreği kabul etti.Çocuğa gülümsedi.Adamın gülümsemesi o kadar güzeldi ki; çocuk bunu tekrar görmek istedi. Adama bu defa meyve suyu ikram etti. Adam çocuğa yine gülümseyerek karşılık verdi. Çocuk son derece mutlu olmuştu. Bütün gün öyle oturup çörek yediler, gülümsediler, tek bir sözcük bile etmediler. Hava kararmaya başlayınca, çocuk eve dönmek gerektiğini düşündü. Ayağa kalktı, bir iki adım yürüdü, sonra geri döndü adama doğru koştu, onasımsıkı sarıldı.
Evine girdi.Çocuğun yüzündeki mutlulu gören annesi merak etti."Seni bu kadar mutlu edecek ne yaptın bugün?" diye sordu."Tanrı ile yemek yedim." diye yanıt verdi.Annesinin başka soru sormasını beklemeden devam etti:"*Biliyor musun? Tanrı, gördüğüm en güzel gülümsemeye sahip...
Öte yandan, yine çocuk gibi mutluluktan gözleri parlayan adam da evine döndü.Oğlu, babasının yüzündeki bu mutlu ifadeyi görünce sordu;"Baba, seni bu kadar mutlu edecek ne yaptın, bugün?...""Parkta Tanrı ile yemek yedim... Biliyor musun, umduğumdan çok daha genç..."

20.11.06

Light



The light is there, and colours surround us. However, if there were no light nor colours in our own eye, we wouldn't perceive such things outside of us.

Johann Wolfgang von Goethe

16.11.06

Death


Birkaç gün önceki commentlerde geçen paylaşım üzerine!


In Death Is Immortality

Surely, in ending there is renewal, is there not? It's only in death that a new thing comes into being. I am not giving you comfort. This is not something to be believed or thought about or intellectually examined and accepted, for then you will make it into another comfort, as you now believe in reincarnation or continuity in the hereafter, and so on. But the actual fact is that that which continues has no rebirth, no renewal. Therefore, in dying every day there is renewal, there is a rebirth. That is immortality. In death there is immortality - not the death of which you are afraid, but the death of previous conclusions, memories, experiences, with which you are identified as the “me.” In the dying of the “me” every minute there is eternity, there is immortality, there is a thing to be experienced - not to be speculated upon or lectured about, as you do about reincarnation and all that kind of stuff....

When you are no longer afraid, because every minute there is an ending and therefore a renewal, then you are open to the unknown. Reality is the unknown. Death is also the unknown. But to call death beautiful, to say how marvelous it is because we shall continue in the hereafter and all that nonsense, has no reality. What has reality is seeing death as it is - an ending; an ending in which there is renewal, a rebirth, not a continuity. For that which continues decays; and that which has the power to renew itself is eternal.

Khrishnamurti
The Book of Life - November 16

ps: “me” nedir? Bana gelen mailde aynen böyle geçiyor:)

14.11.06

If you look for the truth outside yourself,
It gets farther and farther away.
Today walking alone, I meet it everywhere I step.
It is the same as me, yet I am not it.
Only if you understand it in this way
will you merge with the way things are.

~ Tung-Shan

13.11.06

Keşif


Sonuda cep telefonumdaki resimleri kendime e-mail atabileceğimi keşfettim! Teknoloji işlerinde pek yavaş olduum için bir ay öncesinin resimini anca koyabiliyorum bloguma:) Sevgili Arditto ve Hasso umarım beni kovalamazsanız bu resmi bloguma koyduum için:) ama napıyım dayanamadım, şaklabanlık günümdeyim sanırım. Oysa hava ne kasvetli bugün. Ankara'nın tipik kış başlangıcı, heryerde soğuk bir rüzgar ama benim içim fıkır fıkır, pek oynak, noluyosa hayırlısı:)

12.11.06

Bensizliğe



Gece 12.11 olmadan, yatağımda uykuya geçerken anlamlandıramadığım hisler ve ürpertiler sardı içimi...sanki birisi kafamı okuşuyor, düşüncelerim uyuşuyordu...her zamanki gibi korkusuz olamadım ve ışığı yakıp hislerden kurtulmaya çalıştım...sonra derin bir uyuya dalmışım..sabah uyandığımda başucu lambam hala yanıyordu...korkularımın üstüne bu sefer de gidememiştim... kendimi olanlara bu sefer de bırakamamıştım ..neden korkuyordum bu kadar...korkunun kaynağı neydi...neye güvenmiyordum..yok olmak mı rahatsız ediyordu beni? Cevap olabilecek bir alıntı karşıladı beni sabah maillerimde...

We are afraid to die. To end the fear of death we must come into contact with death, not with the image which thought has created about death, but we must actually feel the state. Otherwise there is no end to fear, because the word death creates fear, and we don't even want to talk about it. Being healthy, normal, with the capacity to reason clearly, to think objectively, to observe, is it possible for us to come into contact with the fact, totally? The organism, through usage, through disease, will eventually die. If we are healthy, we want to find out what death means. It's not a morbid desire, because perhaps by dying we shall understand living. Living, as it is now, is torture, endless turmoil, a contradiction, and therefore there is conflict, misery and confusion. The everyday going to the office, the repetition of pleasure with its pains, the anxiety, the groping, the uncertainty - that's what we call living. We have become accustomed to that kind of living. We accept i t; we grow old with it and die.
To find out what living is as well as to find out what dying is, one must come into contact with death; that is, one must end every day everything one has known. One must end the image that one has built up about oneself, about one's family, about one's relationship, the image that one has built through pleasure, through one's relationship to society, everything. That is what is going to take place when death occurs.
Khrisnamurti
Bir ağaca sarılır gibi dayanmak, bırakmak istiyorum kendimi, bensizliğe...

11.11.06

İyi ki doğdun Ferit



Yıllar geçti ama ruhumuz hep yakın kaldı...

Hayat yolundaki çakıl taşları değişti ama yol hep aynıydı..

Paylaşımlarımızda beraber büyüdük

Senin dostluğun hep arka çıktı bana..

Yüzünden hiç eksilmeyen gülümseyişin

Umut verdi en zor anlarımda..

Kendimi senin gözlerinde yeniden görmek

En büyük armağandır bana...


Nice Yıllara sevgili Ferit

İyi ki doğdun, iki ki varsın hayatımda...

8.11.06

Yüz


Yazının bu yüzü
Benim yüzüm kısaca.
Öbürü Silinen bir gölge.
Mürekkepten yüz çizgilerimi oluşturuvereyim hemen,
Çekip gidenlerin yerine.
Jean COCTEAU
La Difficulté d'etre

3.11.06


What is laid down, ordered, factual is never enough to embrace the whole truth: life always spills over the rim of every cup.

Boris Pasternak

Mad World