24.11.07

En iyi arkadaşıma...


Mumları yaktım. Sandal ağacı kokan tütsümü akışına bıraktım. Müziği açtım. Penceremin perdesini araladım. Bilmediğim hayatları çektim gözlerime. Beni özlemiş koltuğumdan izlemeye başladım etrafı, davetsizce. Vişne renkli bir yünü ören yaşlı eller çarptı ansızın gözüme. Bir cumartesi akşamı, belli ki kendini seçenlerden biriydi karşı penceredeki yüzünü bilmediğim. Ben ona bakarken, o benden habersiz dalmıştı hayatın ritmine. Kışın kömür kokan havası, sisten bir perdeyle örtmüştü uzak ufukları. Denizin yerinde, cızırtılı kara bir boşluk vardı şimdi, tek bir sokak lambasının aydınlattığı. Yaşam dolu bir gün, hayalperest bir geceye dönüşmüştü habersizce, ve ben, en iyi arkadaşımla vakit geçirmiştim dilediğimce...


Hiç dinmeyen müzikler eşliğinde temizlik yaparak başlamıştık güne. Hamarat küçük kız çocuklarıydık yeniden, özgürce. Kendine has müziğiyle etrafı çınlatan süpürgenin peşinden, dans ederek koşturup, kırmızı yastıklarıyla konuşan kanepeye atmıştık kendimizi, yorgun düşünce. Kekik kokulu bir makarnanın dumanında dinlenip, biraz kestirdikten sonra, yeninden doğmak için suyun altına atmıştık kendimizi. Taptaze bir gülümsemeyle, hayatı yaşamak için, ele ele karşılamıştık gün batımlı denizi. Ve böylece, her gün tekrar eden numaralardan farklı bir tanesini seçtiğimiz 8 (sonsuzluk) no lu otobüse atladık, bizi götürmesi için, istediği yere. Aklımda en iyi arkadaşıma bir sürpriz yapmak vardı sinsice. Onu şımartmak, mutlu etmekti amacım. Hayatla birleşmeyi seçmiş diğer insan seline karıştık sonunda, ilk kez gittiğimiz bir alışveriş merkezinde. Kolundan tuttuğum gibi götürdüm onu epeydir hayalini kurduğu şeye, ve hiç düşünmeden alıverdim istediğini, izinsizce. Mutluluğu yüzünde ışıldarken, beraber oturup sıcak bir kahve yudumladık sessizce. Bir sürü çocuk vardı etrafta, anne babalarının peşinden koşturduğu gereksiz yere. Bir tanesi uzun bir süre izledi bizi merakla, içimizden gülümsedik ona kendimize has selamla.

Acelesiz adımlarla, yürüdük yollarda. Akşamın ışıkları, sadece bizim gibi hayata "yer" verenler için yanıyordu. Diğerleri, karanlıkta koşturuyordu. Çekingen bir teyze, hala yabancısı olduğumuz bu şehirde yol sordu bize. Bilemesek de, gülümsememizi eksik etmediğimiz için, kendini yakın hissetti yine de. "İyi geceler" dileğiyle yöneldik kendi hikayelerimize. Eve dönüş yolunda, bizimle aynı caddeyi paylaşanlara selam ettik içtenliğimizi. Deniz gözlü manavın mutlu bakışları altında, rengarenk meyveler beğendik kahvaltılık, kendimize. Başbaşa geçirdiğimiz bu güzel günün sonu için, bir de tütsü alıverdik, hergün önünden geçtiğimiz dükkandan. Ve işte beraberiz yine. Beni en iyi tanıyan, en iyi dinleyen, en çok seven,ve beni benden iyi bilen, en iyi arkadaşım, kendimle...

Hadi söyle bana, sen hiç yer verdin mi kendine, koca bir günde? Şımarttın mı kendini, gülümsettin mi sürprizlerinle? Dinledin mi hiç içinin sana seslenişini, dans ettin mi içindeki senle? Kendin için yaktın mı bir mum hiç, çevirdin mi evini mağbede? Söyledin mi doyasıya şarkılar, okudun mu yüksek sesle hikayeler, kendine? Telefonunun sesini kısıp, kendine verdiğin sözü tuttun mu? Ayırdın mı zamanını ? Ayırdın mı kendini kendine?
Düşündün mü hiç, başkalarına açılan pencerenin, kendi içine açılan kapıdan geçtiğini? Hissettin mi hiç, başkalarını anlayabilmenin ve sevebilmenin tek yolunun, kendinin en yakın arkadaşı olabilmeyi gerektirtiğini?

Hadi sor kendine, en iyi arkadaşına, ve dinle onu, izin ver seni sevmesine..


Teşekkürler kendime, bu güzel gün için evrenden bana eşlik edişine...

f

19.11.07

Bir an













Dolu dolu yaşandıkça hayat, hafızamızda hatırlanmayı bekleyen, ama hep unutulan izler birikir. O izlerin bir kısmını, birkaç fotoğraf karesi canlandırır bazen. Ve ansızın, andan arta kalanlar titreştirir içimizi yeniden. Sadece acılarını hatırlamayı seçenler, bu kareler olmadan anımsayamazlar, anın içinde tümüyle eridikleri o eşşiz zamanları...
Uzun bir yürüyüşün ardından, ağaçların, toprağın ve taşların, rüzgarını içimize soluduk yeniden. Kaçamak bir gökkuşağının annesi, yağmur, selamladı bizi en tepeden. Hayatın ta kendisiydi tırmanış ve ardında, yeni bir dünyanın kapısı açıldı yorgunluğa yenik düşmeyenlere. Sessizlik belki de fazlaydı, doğayla bütünleşenlere. Dünya ayaklarımızın altında küçülürken, kalbimiz hızla atarak büyüdü sonsuzluğa. Son nefesimizi bir uçurumun kenarında salıverdik bulutlara. Ufuk çizgisinin yanında, ufaldıkça ufaldık, bir toz zerresi oluverdik bir anda.
Bir "an" dı yaşamı hissetmek. Bir "an" dı, küçülürken büyümek, enginlik olmak. Bir "an" dı bulutların üzerimize bıraktıkları ıslak dokunuş. Bir "an" dı güneşin yeniden gülümseyişi. Bir "an" dı düşüncelere izin vermeyen soluksuzluk. Bir "an" dı dünya, evren ve benliğin birliği. Tek bir "an"dı VAR olmak. Özgürce, bütün ve tek, sonsuza dek...

14.11.07

Haya(l)t


Biraz yalnızlık hayal ettim. Ve tüm gün sessizdi ofisim.

Mevsimlerden yazı hayal ettim. Ve güneş renkli mandalinalarla bitti öglen yemeğim.

Bir tutam saygı, bir kaşık ilgi hayal ettim. Ve hem sözlerimin hem de gözlerimin içinde, beni dinleyen 30 huzurlu sessizlikle bitti, akşamki dersim.

Biraz beğenilme hayal ettim. Ve bir kadeh şarabın rehavetinde, gözlerimde kaybolan sıcak bir gülümseyişle gitti, bana toplantıda eşlik edenim.

Biraz sonsuzluk hayal ettim. Ve ılık bir yağmurun altında, bildiğim ama henüz deneyimlemediğim boyutların karıncalanmasında bitti, otobüsü bekleyişim.

Biraz sevmeyi ve dokunmayı hayal ettim. Ve kadife tüylü bir kedinin kafasında defalarca gezinerek gelip gitti üşüyen ellerim.

Biraz felsefi bir dokunuş hayal ettim. Ve çok etkilendiğim bir filmin beni derinlere götüren müziklerinde bitti düşüncelerim.

Bir süre durdum. Kıpırtısız. Yorumsuz. Bensiz.

Gözlerimi karanlığa gömdüm ve içimdeki ışığı yaktım...

...ve gördüm ki, Hayal ve Hayat bir di.



11.11.07

Beklemek...



Beklemek. Beklentiden farklı bir varoluş. Bir duruş. Bir durduruş zamanı, düşüncenin atlı karıncasını. Hızla savrulan insan selinin ortasında ansızın durabilmek mesela. Ya da kadife bir kedinin kendi isteğiyle çıktığı kucağından, yine kendi isteğiyle inmesini izleyebilmek, beklemek. Bir yere yetişmek için, otobüsü, yemek servisini ya da dersin bitimini beklemek değil, dünyanın sana doğru akması için kendine izin verebilmek, beklemek. Kimi zaman, bir çayın dumanından başlayıp, bir yelkenlinin rüzgarında bitebilmek. Bazense sadece yarının doğuşuna eşlik etmek. Daha iyi duyabilmek için sessizliğe izin verebilmek, beklemek. Ya da yeni bir hikayenin baş kahramanının anlatısında dinlenebilmek. Dileklerin gerçeğe dönüşeceği anı istemek yerine, o anın içinde şu anda varolabilmek, beklemek. Korkudan, endişeden, güvensizlikten uzak durabilmek. Sadece durabilmek. İçindeki o dingin sesin sana herzaman doğru yolu gösterdiğini bilmek, beklemek. Beklerken ögrenmek, anlamak, görmek, hissetmek, ve yaşamı tüm yönleriyle kucaklayabilmek. İster bir ekmek kuyrugunda, ister bir filmin boşluğunda, ister bir kitabın son sayfasında, ister bir garın bekleme salonunda, istersen de bir kafenin mum ışığında, nerede olursan ol, anın içinde kalabilmek, beklemek. Paylaştığın gerçeklerin başka gözlerdeki ışıldamasını izleyebilmek. Sorduğun sorulara bir yanıt gelebilmesi için, yüzündeki gülümsemeyi hiç eksik etmemek, beklemek. Gidenlere el sallamak, kalanlara daha çok yer açabilmek. Yaşamın geçip gitmesini izlemek yerine, dinlemek, görmek ve deneyimlemek için daha çok zaman ayırabilmek, beklemek. Nefesinin kesilip yeniden aktığı anlar arasında durabilmek, ve yolun sonunda ölümü değil doğumu görebilmek...beklemek...

Katie Melua - Thank You Stars

6.11.07

Tek bir adım

Tek bir adım attı sınırın ötesine. Uzaklara biraz daha yakınlaştı. Her adımda, kıyıdan biraz daha uzaklaştı.
Tek bir adım attı sınırın ötesine. Kendine biraz daha yakınlaştı ve "ötekine" biraz daha yabancılaştı.
Her adımda, kıyı dalgasını kendine çağırdı. Ve o geridekini olduğu yerde bıraktı.
Tek bir adım attı sınırın ötesine ve uzağı yakın, yakını uzak kıldı.
Çünkü biliyordu ki ne olursa olsun, artık "tek" ti.
Korkunun sesi onu tökezletti, ama yürümeye devam etti.
Her adımda kendini yeniden keşfetti.
Son bir adım attı sınırın ötesine, ve ufukta kendini seçti...


Relationship

In relationship you see your self as you areLife is relationship, and without relationship there is no possibility of life. There is no living in isolation, because living is a process of relationship, and relationship is not with abstrac­tions; it is your relationship to property, to people, and to ideas. In relationship you see your self as you are, whatever you are, ugly or beautiful, subtle or gross; in the mirror of relationship you see precisely every new problem, the whole structure of yourself as you are. Because you think that you cannot alter your relationship fundamentally, you try to escape intellectually or mystically, and this escape only creates more problems, more confusion, and more disaster. But if, instead of escaping, you look at your life in relationship and under stand the whole structure of that relation­ship, then there is a possibility of going beyond that which is very close. Surely, to go very far, you must begin very near, but to begin near is very difficult for most of us because we want toescape from what is, from the fact of what we are.Without understanding ourselves, we cannot go far, and we are in constant relationship, there is no existence at all without relationship.…
Khrishnamurti
Collected Works, Vol. VI - 136