21.10.08

resim


resim nedir?

kendi dışındaki dünyanın peşinden koşan bir taklitci mi?

"gerçeğin" ardından gelen bir gölge mi?

yoksa kendinden başka hiçbirşeye benzemeyen bir benzerlik mi?

resmettiği şeyin yerini dolduran, ama onunla asla aynı anda ve düzlemde var olamayan

bir iz mi?

yoksa bize ölümü hatırlatan bir ceset mi?

belki de, kavrayamadığımız bir gerçekliği bize hissettiren bir aralık

bir sınır

bir kapı

.....

başka bir boyuta doğru

yapılan

sessiz bir yolculuğun

unuttuğumuz rüyası....

20.10.08

en tepeden...


gün yordu

kahve uyandırdı

hem uyanık hem yorgun olmak

garip bir beden sınırı

yatağa kendimi yüksekten düşercesine bırakmak

belki de bunu aşmanın tek sırrı...

düşeceksem en tepeden olmalı:)

19.10.08

Yaşamaya Dair

Yaşamak şakaya gelmez
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde
hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela,
zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğizen son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o günyüzü
koyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...
Nazım Hikmet

11.10.08

gitmeden önce...

rüzgara sarıldı
havada asılı kaldı
yapmak istediği ne çok şey vardı

gitmeden önce...

korkular, kurallar, yoktu dünyasında
sevinç, çoşku ve umut vardı rüyasında
biliyordu ki sadece bir yolcuydu tek başına
ve yapmak istedikleri sonsuz, hayat yolunda

duyguları mavi dalgalar gibi değişken
ruhu rüzgar gibi özgür ve sarmalayıcı
gözleri toprak gibi ıslak ve dingin
kalbi ise her atışta yeniden ölmeye hazır

bekledi yolun ortasında...
dona kaldı sözleri güneşin batışında
bu yüzden anlaşılmıyordu belki
sessiz kalışları "an"da

yıldızlara baktı
kendini kendine bıraktı
yapmak istediği ne çok şey vardı

gitmeden önce...

9.10.08

3

gecenin titreşimli bir vaktinde,
yıldızlar yansırken insanların sözlerine,
3 ruhdaş oturmuş sırtı dönük birbirine...
bir diğerinden habersizce
yazıya dökmüşler
içlerindeki sonsuz evreni...
ortaya çıkan yaşamsal şiirde
tek bir gerçek okunmuş gelecekte
tek bir gerçek oluşturulmuş bütünde
ÜÇ den BİR e
TÜM den TEK e...


aynı yıldızların altında iç seslerimizin buluştuğu bu gece
Mercan ve Ferit'e sevgimle...

8.10.08

dinle, izle ve bekle...

iç sesin dürttü mü seni hiç?
bırakabilmen için tutunduklarını?
sessizce, dingince, gizlice
gülümseyebilmen için hayata
ürküttü mü seni hiç ruhunun sesi?
huzurla gittiğin yoldan sapman için
omuzuna dokundu mu yeryüzü melekleri?
öyle ise bil ki olman gereken yerdesin
geçmiş, şimdi ve gelecekte,
özünün izindesin
yeter ki dinle, izle ve bekle....