30.5.09

izin verdi...

kapından girdiğinde boynuna sarıldı,
ve seni çok özledim diye fısıldadı adam...
sessizlik yoktu artık aralarında
ve uzun zamandır bu anı beklemişti kadın...


rüyasından uyandı
perdeler havada uçuşuyordu
uzaktan tanıdık bir müzik duyuluyordu...
gözlerini gökyüzünü gizleyen tavana dikti
ve dünyanın içinden geçip gitmesine
bir gün daha izin verdi...




gitme...

hayatın iniş çıkışlarının birinde,
son çıktığı dağın tepesinde
bir sonraki adımı atamaya hazırlanan bir yolcuya
"aşağıya bakma sakın, düşersin" dendi...
ama aşağıya baktı yine de yolcu
gelecekten geçmişe çevirdi başını
geride bıraktığı onu çağırıyordu gibi geldi
 "gitme" diyordu sanki arkada bıraktığı sevgilisi
durdu ve dinledi
ama sadece sessizliği
kafasındaki ses onu kandırmıştı yine
çağıran kimse yoktu onu geçmişe...
peki ya geleceğe?
ileride taa uzakta bir siluet hayal meyal belirdi ve kayboldu
emin olmasa da bir adım daha attı geçmişten geleceğe
ama geriye bakmaktan da alıkoyamadı kendini
dengesini kaybetti bir an için
uçurumun dibindeki karanlık çok soğuk, sessiz ve yakındı
defalarca düştüğü, defalarca yeninden tırmandığı... 
"arkana bakma, yoksa ölürsün" dedi yeniden ses
ama yaşamak için ölmesi gerektiğini öğrenmişti...
gözlerini dikti karanlığa, ve sessizce bekledi
     ....................



28.5.09

kendime...

Yoğun, hızlı ve kalabalık bir günün sonunda
Alsancak iskelesinden bindim Göztepe vapuruna.
Salına salına hareket ederken vapur, bir yere yetişme çabasını terk edenler oturdu yanıma.
Sahil şeridine dalgalardan bakarken, kimimiz kitabında, kimimiz kulaklığında, kimimiz ise camdan yansıyan anda.

Düşüncelerim yavaş yavaş soluklaştı, yerini huzurlu bir sessizlik aldı.
Gözlerim capcanlı denize batan akşam güneşinde takılı kaldı.
İçimi ısıtan turuncusu ise, sıkış tepiş apartmanların camında asılı.

"Konak" da konakladık bir süre. Karışayaka vapurundan akan hızlı adımlar, timsah desenli dalgalarla yarışırken, vapurun içinden baktığım dünya ve dışarısı, ayrı zamanlardaydı.
Gece ve Gündüz, Ölüm ve Yaşam, Uyku ve Uyanıklık gibi  ayrı iki dünya, yan yanaydı.

Aynı yöne doğru akarken hepimiz, ben sakinliğin ortasında kendini yaşam dalgasına bırakmış bir avare, öteki ise biraz uzağımda, vızır vızır akan arabalardan bana bakan virane.

Son ışınlarını en parlak biçimde denize savuran güneşin, penceremdeki çiçeklere göz kırpışını, evimin önünden umursamazca geçen vapurdan izlemek, tatlı bir haz verdi ruhuma gizlice.
Vapurdan inip geldiğim yoldan geri dönerken evime,
denizin tuzlu rüzgarı dolandı belime
ve eşlik etti yanlızlığıma, kavuşurken özlediğim kendime...


yakın ama uzağın güncesinden bir akşam vakti

27.5.09

Sevgi

Masamın başına oturmuş yazmam gereken makaleye baktım...Philip Glass kulağımı yumuşak bir rüzgar gibi okşarken, başımı bir "an" yana çevirip gözüme ilişen kitabı aldım, hiç duraksamadan gözlerimi kapayıp "öylesine" açtım..karşıma çıkan ilk satırlar, bugün penceremden bakanlar için...

"Sevgi" diye devam etti Serena, "insanlar arasındaki en güçlü bağdır. Ama sevginin tam olarak yeşermesi için, daima ayrılık olmalıdır". "Sevginin görevi, bizi ayrılık aleminin ötesine geçirmektir. Buradaki mutlulukla hiçbir ilgisi yoktur."

Muriel Maufroy- Mevlana'nın Kızı

18.5.09

3 ayaklı gölgem...


üç ayaklı kara kedinin tüylerinde gezindi ellerim huzurla
yeşil gözlerinde sevgime verdiği karşılık parıldadığında
ikimiz de biliyorduk
yeniden buluşacağımızı
yalnız gecelerin uykusuzluğunda

günü batırdığım pencereme vardığımda
geç kalmış olsam da turuncuyu yakalamaya
huzur verdi onun varlığı taa uzakta
ve bildim ki bundan sonra
denizine karıştığım bu şehrin mis kokan yağmuru altında
üç ayaklı gölgem bekliyordu beni koşulsuzca....


10.5.09

...

uzak
yakın
hüzünlü
mutlu
ağlayan
gülen
kaçan
kucak açan
her hal
her an
biz
den
akan
"bir"