29.8.09

Mercan ve Fuli'den Gümüşlük'te bir "an"

Terkedilmişliğin ortasında, toprak ve su oturdu yanyana. Pileli eteklerini ufka savuran denize
bakakaldılar kana kana. Çıpalarını denize bırakan birkaç teknenin zincir sesinde dinlendi ruhları. Dingin suyun yumuşaklığında eridi yorgun ayakları. Uzaktan bakanlar, iskelenin ucunda, sırtları güneşe, gözleri aya dönük iki kadın gördü. Oysa ki iki ruhdaş görünmeyen bir bağla bütünleşmiş, an olmanın tadını çıkarmakta idi. Bir zamanların Mynthos'undan yavaşca kasabaya yöneldiklerinde, cadılık günlerinden kalan bir karakedi takıldı peşlerine. Tanıdık ve yabancı, eski ve yeni, bilinen ve bilinmeyen arasında, 27.günün 27. masasında, daldılar okşadıkları kedi kadar yumuşak bir sohbete. Fincaları kitap oldu, kahverengi resimli. Gelecekleri "an" oldu parlak gülümseyişli. Meraklı gözler yanaştı masalarına, bir "an" da kendilerine düşsün diye. Gözleri ışıl ışıl, kalpleri ateş ateş, anlatıverdiler gördüklerini, arkalarında müteşekkür bakışlar ve balık tutan şaşı kediler bırakmadan önce...

17.8.09

Marmaris ve ruhdaşlar

Flip





Luc
Lale

Fazla söze gerek yok...
Mamaris'teki ruhdaşlarıma yeninden kavuşmak gibisi yok:)
Bu güzel fotolar için Luc'e sonsuz teşekkürler!

11.8.09

Bozdağ Gece Yürüyüşü

Dinamik bir şekilde yola koyulduk
Bozdağ köyüne geldiğimizde saat 22.00 idi
Yüryüşümüz tam 24.00 de başladı

Orman ruhlarının en canlı olduğu bir dolunayda
zirveye tırmanışımız tam 6 saat sürdü
ve bir kısmımız hala uyanık
bir kısmımız biraz kestirerek
ve biraz da donarak
gün doğumunu selamladık






dönüş yolunda


selamladığımız güneş gülümsetti bizi
çıkıştan çok daha zordu inmek


yine de azimle bitirdik başladığımız yolu ve sabah 09.00 da köye geri dönebildik...

inanılmaz bir deneyim, inanılmaz bir paylaşımdı....



3.8.09

bırak...

bırak....
özgür...
kendini...
alıştırdıklarından...
alışkanlıklarından...
eskisi gibi oynama rolünü...
küçücük de olsa bir fark yarat
düşüncelerinde...
ve izle....

1.8.09

Bir kapıdan diğerine...

Bir kapıdan diğerine geçerken karşıma çıkan sonsuz şeyden bir tanesi daha...
Cezmi Ersöz'den bir alıntı:
Kalplerinde aşk işaretiyle doğarlar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar, hayata ve insanlara merhamet duyarlar ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşayamazlar...

Aşk işaretiyle doğanlar, yaşarken dünyaya talip olamazlar... Bilirler ki ne isteseler, neyi alsalar, ne kazansalar, aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları, teselli etmez... Gönüllü sürgündür onlar... Gizliden gizliye, hissederler bunu... Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere. Kopup geldikleri ışığa olan inançları ne kadar büyükse, içlerindeki acı o kadar derindir... Bu acı, hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri... Bu acı, hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye var olduklarını...

Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden... Yorulur kendisini anlata-mamaktan... “Sevgilim!” der, “sevgilim!” ama sevgilim dediği yanında değildir, bilir... Bazı günler insan soluksuz kalır, içindeki sevgili olmasa bile, karşısındakine deliler gibi sarılır... O olmadığını bile bile, sonsuz bir umutsuzlukla sarılır... İnsan soluksuz kalmayagörsün, sevgili diye bütün yanlışlarına, bütün kaçışlarına, kendine yaptığı ihanetlere sarılır... İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye-görsün, her şey olmak, her yere yetişmek için bu hayata düşer... Her şey olduğunu, her yere yetiştiğini sandığı anda, ortada kendisi yoktur artık... Kaybolmuşluğa çok yakındır... Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır... Daha az acı çekiyordur artık... Ama artık daha mutsuzdur eskisinden... Daha mutsuzdur, o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...