22.6.11

Sakinliğin içinden



Mezuniyet sergileri ve notların teslim edilmesi derken, bir dönem daha bitti. Bu sabah erkenden geldiğim ofisimde sabahın ılık rüzgarı içeri girdi. Binada henüz kimse yok. Ben de yalnızlığın tadını çıkarıyorum, Armand Amar müzikleri eşliğinde. Birkaç gündür kendime daha çok vakit ayırabilmenin sevincinde, eskiden beri buraya yazdıklarıma bakıyorum. Ne çok anıyı kaydetmişim bu bloğa. Tatlı ve acıyı harmanlayıp içimdeki süzgeçten geçirip, özüme öğrettiklerini yazmışım. Ne çok insanla tanışmış ve birbirimize iz bırakmışız. Kaç kere kendimin dışındaki bir güç eşlik etmiş yazdıklarıma. Hayat beni nerelerden nerelere sürüklemiş, hiç ummadığım anlarda ve kediler hep eşlik etmiş tüm zamanlarıma...

Arada tüm blog yazarlarının durup kendi sayfalarına bakmasını öneririm. Hayrete düşebilir, geçmişte yazdığınız bir sözün bugüne etkisini görebilir, hiç değişmeyen özünüzü daha iyi farkedebilir ve önemlisi de herşeyin kendi yaratımınızdan ibaret olduğunu idrak edebilirsiniz.

Resim: Juli Cady Ryan

20.6.11

Kedi demişken...


Epeydir aklımda bu sevimli kediyi sizlerle tanıştırmak vardı. İsmi Pallas Kedisi. Tibet'ten Sibirya'ya kadar uzanan bölgedeki çöllerde, kayalık ve dağlık yerlerde yaşar. Bir evcil kedi iriliğindedir. Yumuşak postu, soluk gri ya da açık kahverengidir. Kuyruğunun ucu ise halkalıdır. Yavruyken yüzündeki büyük insan ifadesi daha belirgindir. Ben kendisiyle "Kedici Dergisi" sayesinde tanıştım ve hayran kaldım...

12.6.11

Kayıtsızca

Günbatımına çok az kala, hala güneşli ama serin bir hava altında, Zümrüt ile yeşil şezlongumuzda, gözlerimizi kapadık zamana. Herşey durdu içimizde. Dışımızdakiler yok oldu. O kendi zihnine ben de kendiminkine çekildik sessizce. Sakinliği davet ettik nefesimizden içeri. Bir pazar gününe yakışırcasına, sessiz ve kıpırtısız, varolduk beraberce. Etrafımızdaki tüm telaş, merak ve korkuları attık yaklaşan gecenin çukuruna. Ve ben, Zümrüt'ün bilişini izledim kendimce. Dedi ki: Zaman gelecek, dünya denen gezegenin üstünde daha nice dönüm nokaları yaşanacak elbet...zaman gelecek, hepsinin ne kadar geçici, ve sonsuzluğun içinde ne kadar minik olduğunu kavrayacağız belki...

Biz bu günü sadece var olmak için seçtik, bir ağaç gibi, kayıtsız, bütün ve çıplak...

8.6.11

Death in photography

Death is no more than passing from one room into another. But there’s a difference for me, you know. Because in that other room I shall be able to see.

Helen Keller (Darkness and Light: Death&Beauty in photography)



Son zamanlarda etkilendiğim bir konu, fotoğraf ve ölüm. Bu konu üzerine araştırırken, karşıma çıkan bir cümleyi paylaşamadan edemedim....