Kayıtlar

özlem giderme:)

Resim
23 Nisanı kendimize bayram ilan edip, özlediğimiz dostları ziyaret ettik. Doğal Yaşam Parkı her ne kadar tam doğal sayılmasa da, keyifleri yerindeydi eski dostlarımızın:) Özellikle yeni doğmuş "İzmir" fili görmek pek keyif verdi... çoluk çocuk ve biz, güneşli bayramın tadını çıkardık bir nevi:)

Ke(n)di gibi...

Resim
Bazen bir kedi gibi tasasız var olmak isterim. Sakin ama dikkatli. Atik ama stressiz. Anda kalırken kendi gibi, kedi gibi. Bazen bir kedi gibi uyanık uykulara dalmak isterim. İçe dönük ve geleceksiz. Bilinçli ama bilgisiz. An'a uyanmaya hazır. Kendim gibi, kedi gibi.

Antalya'dan kısa kısa

Resim
Yıllardır uğramadığım bir kent Antalya. Bu sefer bambaşka gözlerle bakabilme fırsatı verdi bu kente, katıldığımız Antalya Fuarı. Kale içinde kaldığımız için geçmişe bir yolculuk yaptık bir nevi. Fuar alanı ise yeşil bir parkın ortasındaki sürprizlerle dolu bir mekandı. Özellikle de kimin yaptığı bilinmeyen ve film festivaline öykünen muhteşem metalik heykellere bayıldım. Hızlı geçen bir yolculuğun ardından işte gözüme takılanlar:)

Tren yolculuğu...

"Doğduğumuz andan ölene kadar hayatımız sürekli bir yolculuktur. Manzara değişir, insanlar değişir, ihtiyaçlar değişir ama tren hep ileri gider. Hayar bir trendir, tren istasyonu değil... Dünya aynı anda hem yaratılmakta hem de yok olmaktadır. Bir vakitler karşılaşmış olduğun insanlar yeniden zuhur edecek, gitmesine göz yumdukların geri dönecektir." demiş P.Coelho son kitabı Elif'te. Hayat denen yolculuktan zevk almak için onun sadece bir yolculuk olduğunu hatırlamamız yeterli belki de. Şu sıralar yeni görevler peşinde koştururken ve zihnim durup kendine odaklanmayı özlerken, bu satırları okumuş olmam kendi hayat trenimin penceresinden farklı gözlerle bakmaya itti beni. Ve yolculuğun sadece kendimden kendime olduğunu hatırlattı bir kez daha.

Cunda, Ayvalık, Kedişler, Köpişler ve diğerleri...

Resim
Cunda'daki sevimli antikacı Kaldığımız butik otelin diğer binasının önündeki dökme küp ve muhteşem tavan süslemesi Akşam öylesine konuk olduğumuz minik şarap evi ve şöminesi Meşhur cunda kasabı köpişi Otelimizin avlusundaki Yaman ve Misket Ayvalık'taki gizli bir bahçe ve sokaklarda bize poz verenler Ayvalık sokaklarında bir film seti ve tarihe yolculuk Geçtiğimiz haftasonu bir grup arkadaşımızla Ayvalık ve Cunda gezisi yaptık. Her köşesinde garip bir sakinlik ve hatta zamanın durma hissi hakimdi. Başka bir boyuta gidip gelmişcesine, "an" da kalabilmenin keyfini çıkardık. İşte o anlardan gözüme çarpanlar....

Dost dostun ay(na/nı)sıdır

Resim
Serdar Özkan'ı daha önce okumamıştım. "Kayıp Gül"'ün çok sattığını duymuş ama almamıştım. Geçenlerde benim için çok değerli bir dostum için kitapçıdan bir dergi seçerken gözüme ilişti "Hayatın Işıkları Yanınca" adlı kitabı. Hiç duraksamadan gittim, seçtim ve aldım iki tane, nedenini bilmeden. Ve su gibi akan bir dilde yazılmış içindeki yolculuğa bıraktım kendimi, hemen bitmesin diye yavaş okumaya gayret ederken. Romanda, kendine "arkadaş" arayan Ömer isimli bir çocuğun hikayesi var. Ömer şöyle diyor kitabın bir yerdinde: "Benim için arkadaş içimdekini bilen demek". "Arkadaşlık ise iki çocuğun bir çocuk olması". İçimizdekini biz bilmeden bilen, bildiği için de bizi anlayan birine ihtiyaç duyuyoruz hepimiz. Çünkü ancak o kişi bizi yargılamadan, olduğu gibi kabul edebilir diye düşünüyoruz belki de. Ya da bizi zaten bildiği için ona hiçbir açıklama gereği duymayacağız diye düşünüp rahatlamak istiyoruz. Ve böylece, içimizle "bir...

Frida ve diğerleri...

Resim
İstanbul bizi sevgililer ayında çağırdı ve sürprizlerle dolu bir macera yaşattı. İlk hedefimiz Frida Kahlo'nun sergisiydi. Bütün eserleri olmamasına rağmen gördüklerimiz hayranlığımızı arttırdı. En sevdiğim tablosuyla ("Evreni kucaklayan aşk, toprak ben Diego ve Senyor Xoloti") bizi sessiz bıraktı. Kaldığımız yer, Babaannemin ve dedemin doğup büyüdüğü mekanlardaydı. Atalarımın izinde, Sarıyer ve çevresinden gözüme yansıyanlar yeniyle eskinin kavuşumundaki "an"dı. Çocukluğumun yaz aylarını geçirdiğim konağın, rengi değişse de hala aynı kokusuyla karşımdaydı. Gitmeyi planlamadığımız mekanlar ve sergiler de bize ayrıca sunulan bir armağandı. Türk Sineması Müzesi Ve ucu ucuna yetişdiğimiz "Body Worlds" sergisi gibi. Ama en güzeli, İstanbul'un taşkın ve yaşlı ruhunu hissedebileceğimiz kaçamak anlardı. Enerjisi ve zenginliğiyle, bizi hiç bıkmadan kucakladı...ve katmanlarında büyülü bir yolculuğa çıkardı...