Kayıtlar

Doğaya...

Bugün bir zeytin ağacının altına uzandım. Ve  toprak ana kucakladı beni. Ağacın dalları üzerime şefkatle eğildi. Ve gözlerimi açtığımda bir martı yakaladı bakışlarımı. O anda hepimiz "bir" olduk, ve önce yanağımı okşayan sonra kulağıma fısıldayan rüzgarın sesini duyduk. Ve o dedi ki: Doğa en büyük sevgi. Sevgililer gününüz kutlu olsun.

1000 yıllık Tanrı

Resim
Geçenlerde bir doğa yürüyüşü yaparken, eskiden yazmış olduğum bir yazı aklıma geldi ve yeniden paylaşmak istedim. 1000 yıllık Tanrı Geçti ğ imiz Nisan ay ı nda kendimi dünyanın bir ucunda buldu ğ umda, sanki farkl ı bir gezegene ayak bas ı yor mu ş um gibi hissettim. Japonya ’ ya ikinci yolculu ğ umdu bu, ama sanki ilk kez gidiyordum. Japonya, ke ş fedildik ç e i ç inde yenidünyalar barındıran, kutu içinde kutu misali bir ülke çünkü. Bu gidişimde, öteden beri ilgi duydu ğ um Japon k ü lt ü r ü n, Şinto gelene ğ ini daha iyi anlamak ü zere, Nara b ö lgesini ziyaret etme fırsatım oldu. Şintoizm, Japonların en eski inanışlarından biri. Kökleri milattan önce 1000 yılına kadar gidiyor. Ve günümüzde hala yaklaşık 5 milyon kişi bu inanışın takipçisi. Bu gelenekte ruhani güç ya da Tanrı ( Kami ) do ğ adaki her t ü rl ü varl ı kta (da ğ , ta ş , bitki, hayvan vs. gibi) yaşıyor. Tanrı’nın bu hallerine dua etmek için, do ğ a i ç inde kutsal say ı lan mekân...

Hatırlıyorum...

Resim
"Hatırlıyorum simsiyah bir kedi olduğum zamanları. Gecenin karanlığıyla bir olup, gündüze meydan okuduğum anları. Öğle vakitlerinin yakıcı güneşinden kaçarken saklandığım gölge altlarını. Ve akşam serinliğinin, yalnızca benim bildiğim o gizemli sırlarını. Hatırlıyorum beni görünce yollarını değiştiren insanların bakışlarındaki ıssızlığı. Ve bir yaz yağmurunun tüylerimi parıldatan dokunuşlarını. Uçuşan kuşların bıyıklarımı titreştiren kanat çırpışlarını. Ve bir çatının tepesinden etrafı izlerken içime çektiğim rüzgarın o mis kokulu aromasını. Hatırlıyorum her an uçacakmışcasına hafif ve çevik ama bir o kadar da sağlam ve atik adımlarımın, duyulmayan o sinsi tınısını. Ama en çok da beni benden alıp uzaklara götüren, ve defalarca bir insan olarak uyandığım, uzun, o up uzun uykuları..."

İzmir'de sonbahar

İzmir'de sonbahar kısa sürer. Yazdan kışa geçerken bir anlığına kendini gösterir. Tam da bu yüzden değerlidir. Ne yazın, ne de kışın güneşine benzer sonbahar güneşi. Havası gibi ılık ılık yayılır yeryüzü kanvasına. Bu akşam üzeri arka bahçemizin sazlıklarında dinlenirken yakaladım onu. Sazların üzerindeki kahverengi yumuşak tüylerin üzerine uzanmış, rüzgarla işbirliği içerisinde bir o yana bir bu yana sallanmakta. Kulağıma parlak hışırtısı yansımakta. Araya giren böcek sesleri görüntü ve sesin oluşturduğu orkestrayı tamamlamakta. Gün uykuya çekilirken, renkler kahverenginden turuncuya göçerken, bir çizgi filmimin karelerini renklendiren çizer gibi renklendirdi sazlıkları güneş. Mavinin derinliğine göndermeden önce dünyayı, bir çocuk çoşkusuyla izlemem için etrafı, tüm hünerini gösterdi varoluş, ve bana da yaşaması kaldı, güzelliğini anın...

Mola

Epeydir uğramadığım bir dünyayı, özledim bugün. Yazılarımın dünyasını, başka bir "ben"in dünyasını. Evet blogların modası geçiyor belki, ama benim için yazmak, kendime yaptığım bir kavuşum. Bloğum ise hayatımın izlerini taşıyan bir arşiv. En azından bir süreliğine... Mola verdiğim bir gün bugün ve ben yeniden, eskideyim... çok yakında görüşmek üzere.. Fu

Kim bilebilir ki, bizden başka...

Resim
Hem tanıdık, hem bilinmeyensin. Seninle her karşılaştığımda, yeni bir sırrını bana vermektesin. Tam da ne zaman bana tanıdık gelsen, seni hiç tanıyamayacağımı bana hissettirensin. Belki de bu yüzden, sana olan açlığım. Çünkü sen hiç tükenmeyesenin. Nedenini bilmeden sevmek ve sonra uzaklaşıp gitmek. Sırf dönebilmek için geri, ve görebilmek için bizi birbirimize bağlayan şeyi, sadece bir "an" lığına. Ve unutup gitmeden önce herşeyi birkez daha, sorabilmek, "kim bilebilir ki, aramızda geçen şeyi, bizden başka?"

Yeni Evimizin Civarı-Urla Yelaltı Mevkii

Resim
Rüzgar bizi yine yollara düşürdü ve yepyeni bir eve doğru itekledi. Eski evimizden 6km daha geriye, Urla'ya doğru, zeytinliklerin arasında bahçeli bir ev nasip oldu bize. Ve ben de evimizin civarındakileri bugün keşfettim coşkuyla. Doğa herzaman insanı özüne yakınlaştırıyor...hele de yalnız başına içine kendini bırakırsan..."Hoşgeldin" dedi bugün bana altında oturduğum ulu zeytin ağacı..."hoşbuldum".