19.5.08

Just a moment


Every day, God gives us, as well as the sun,a moment when it is possible to change anything that is causing us unhappiness.The magic moment is the moment when a “yes” or a “no” can change our whole existence. Every day, we try to pretend that we do not see that moment, that it does not exist,that today is the same as yesterday and that tomorrow will be the same too. However, anyone who pays close attention to his day will discover the magic moment. It might be hidden in the instant that we put the key in the door in the morning, in the moment of silence after supper,in the thousand and one things that appear to us to be the same.This moment exists, a moment in which all the strength of the stars flows through us and allows us to perform miracles.
Paulo Coelho
By the river Piedra I sat Down and Wept

Kapının ardındaki



Güneşli bir günde, kapalı kapıların ardında nice hayat
Kimisi balkondan sızar, mis kokulu çamaşırlar serilirken iplere
Kimisi pencereden uzatır merakını, 19 Mayıs bandosunu izlemeye
Kendi kapımın ardından ise, egzotik bir müzik sesi karşırır martıların kanat çırpışına
Deniz minik kıpırtılarla eşlik ederken kalp atışlarıma
Uzaktadır artık, kapılar kapanınca hayatımdan gidenler
Yakındadır yeni açılan kapıların önünde beni bekleyenler...
Sessiz benliğim
Yıllardır açılmamış bir kapının önünde duruyor şimdi
Efes'in koruyucuları ardında uyuyor belki
Kapının önünde ve arkasındaki
Göremese de henüz birbirini
Dilsiz ruhum biliyor tüm gerçeği...

18.5.08

Kendini...












Taşın ve gögün arasında
Dikey ve yatayın uzamında
Canlı ve ölünün
Eski ve yeninin
Sonlu ve sonsuzun
Sürekli yer değiştirdiği topraklarda
Buldu kendini...
Ne özlem, ne yalnızlık,
Ne acı, ne de korkuydu artık...
Eski bir taş evin çatısından
Sonsuzluğa savrulan kuzgun kadar
Hür
Camı olmayan dev oyukların
Yıldızlara kavuşumu kadar
Dolaysız
Toprakla suyun
Ağaçla göğün
Rüzgarla kuşun
Hep yanyana oluşu gibi
Bütün...
17.05.2008, Efes
İonya

9.5.08

Enjoy the Ride

Shut the gates and sunset
After that you can't get out
You can see the bigger picture
Find out what it’s all about
You're open to the skyline
You won't want to go back home
In a garden full of angels
You will never be alone
But oh the road is long
The stones that you are walking on
Have gone
With the moonlight to guide you
Feel the joy of being alive
The day that you stop running
Is the day that you arrive
And the night that you got locked in
Was the time to decide
Stop chasing shadows
Just enjoy the ride
If you close the door to your house
Don't let anybody in
It's a room that's full of nothing
All that underneath your skin
Face against the window
You can't watch it fade to grey
And you'll never catch the fickle wind
If you choose to stay
But oh the road is long
The stones that you are walking on
Have gone
With the moonlight to guide you
Feel the joy of being alive
The day that you stop running
Is the day that you arrive
And the night that you got locked in
Was the time to decide
Stop chasing shadows
Just enjoy the rideS
top chasing shadows
Just enjoy the ride
Morcheeba-Dive Deep

1.5.08

...


Bir zamanlar, parlak tüyleri, rengarenk kanatları olan bir kuş varmış. Uzun lafın kısası, bakanları neşeye boğarak göklerde özgürce uçmak için yaratılmış bir hayvanmış. Günün birinde kadının biri kuşu görüp ona kapılmış. Ağzı hayranlıktan bir karış açık olarak, kalbi deli gibi çarparak, gözleri heyecandan parlayarak kuşun uçuşunu seyretmiş. Kuş onu yanına çağırmış ve ikisi birlikte nefis bir uyumla uçmuşlar. Kadın kuşa tapıyor, onu kutsal sayıyor, yüceltiyormuş. Ama günün birinde düşünmüş kadın: "Belki de uzak dağları keşfetmek ister?" Korkuya kapılmış. Aynı duyguyu başka bir kuşla yaşayamayacağından kormuş. Ve kıskanmış-kuşun uçabilme yeteneğini kıskanmış. Kendini yalnız hissetmiş. "Ona bir tuzak kurayım," diye geçirmiş içinden. "Bir dahaki sefer, kuş tekrar gelirse, artık gidemesin." Kadın kadar aşık olan kuş, ertesi gün tekrar sevgilisini görmeye gelmiş. Ne var ki tuzağa düşmüş ve kafese hapsedilmiş. Kadın her gün gelip, kuşu seyrediyormuş. Vurgunmuş ona ve onu gösterdiği arkadaşları, "Ne şanslı bir insansın!" diye haykırıyorlarmış. Ne var ki tuhaf bir değişim baş göstermiş: Artık sahibi olduğundan, kalbini çalmasına ihtiyaç kalmadığından, kadının kuşa olan ilgisi sönmüş. Uçamayan, hayatının anlamını dile getiremeyen hayvancık sararıp soluyor, parlaklığını yitiriyor, çirkinleşiyormuş.-ve kadın da karnını doyurup kafesini temizlemekle yetiniyormuş. Günlerden bir gün kuş ölmüş. Kadın son derece üzülmüş buna ve o andan itibaren onu aklından çıkaramamış. Ama kafesi hatırlamıyormuş bile; onu ilk kez, mutluluk içinde bulutlarla yarışırken gördüğü gün varmış sadece zihninde. Kendini iyice dinlese, kuşun onu heyecanlandıran tarafının onu dış görünüşü değil, özgürlüğü, hareket eden kanatlarının enerjisi olduğunu fark edermiş. Kuşun yokluğunda, hayatı da anlamını yitirmiş ve ecel kapıyı çalmış. "Niye geldin?" diye sormuş kadın, ölüme. "Tekrar onunla birlikte göklerde uçabilesin diye," diye karşılık vermiş ölüm. "Her seferinde gidip gelmesine izin versen, ona olan sevgin ve hayranlığın iyice artardı; ancak şimdi, ona kavuşabilmek için bana muhtaçsın."


Paulo Coelho, On Bir Dakika