iki yokluk arasındaki bir çizgiydi yaşam
3.2.12
Emmylou Harris - Wayfaring Stranger
I am a poor wayfaring stranger
While journeying through this world of woe
Yet there's no sickness toil nor danger
In that bright land to which I go
I'm going there to see my father
I'm going there no more to roam
I'm only going over Jordan
I'm only going over home
I know dark clouds will gather over me
I know my way my way is rough and steep
Yet beautiful fields lie just before me
And God's redeemed their vigils keep
I'm going there to see my father
I'm going there no more to roam
I'm only going over Jordan
I'm only going over home
I'm going there oh to see my mother
I'm going there no more to roam
I'm only going over Jordan
I'm only going over home
I want to wear that crown of glory
When I get home to that good land
Well I want to shout salvation's story
In concert with the blood-washed band
I'm going there to see my Savior
Oh I'm going there no more to roam
I'm only going over Jordan
I'm only going over home
Well I'm only going over home
Yeah only going over home
I'm only going over home
26.1.12
Mola
Kendi limitlerimi öğrendiğim bir haftanın sonuna yaklaşırken, hem bedenim hem ruhum, bana dur artık dedi. Mola vermek lazım. Herşeyi çok fazla üstlenmeye gerek yok. İşteki saçmasapanlığa cevap vermeye gerek yok. Hergün, her saniye üzerine yıkılan gereksiz işler silsilesine dur deme vakti, yoksa çökecek mekanizma. Bunun üzerine bu sabah iş yerimi arayıp bugün işe gelemeyeceğimi, yorgun olduğumu bildirdim. Bana yardımcı olmaya hazır bir iş arkadaşıma bugünki işleri onun devralmasını rica ettim. Ve şimdi çok mutlu ve huzurlu bir şekilde, iyileşmenin tadını çıkarıyorum.
İnsanın kendi ritmine geri dönmesi çok önemli. Gündelik hayatın içindeki kapitalist ritim insanın yaşam enerjisine saygı duymuyor. Bu durumda kendi enerjimize kendimiz sahip çıkmak zorundayız. Ben de bunu yapıyorum bugün. Kendi ritmimde, özlediğim evimde, sakin bir gün geçirmeye karar verdim. Koydum Earl Grey çayımı, açtım sevdiğim müzikleri, kulak veriyorum ruhumun sesine. Evde de iş yok değil tabi. Ama onları zevkle yapıyorum. Susuzluktan bithap düşmüş çiçeklerimi sularken, ağızlarını açıp kaparken benimle sessizce konuşan balıklarımı beslerken, ve balkonda asker gibi dizi dizi sırlanmış kucaklanmayı bekleyen kedişlerimi öperken, yaşamın özü bu diyorum.
Yoksa, hiçbir işe yaramayan, sırf birisinin isteği/korkusu/egosu yüzünden ortaya atılmış, "yapılması" gereken işlere enerji tüketmekten, notlarını fazlasıyla hakeden öğrencilerin durumlarını gözden geçirmek durumunda kalmaktan, plansız programsız yapılan son dakika toplantılarına koşturmaktan, mailboxumu dolup taşıran emaillere cevap vermekten yoruldum. Ve bu iş yerimdeki durum böyle devam ederse, hiç gocunmadan, üzülmeden, söylenmeden, işten ayrılmayı da kafaya koydum:) Bakalım hayırlısı diyorum. İçimdeki yol beni nereye götürürse oraya...
Bu zor zamanlarımda eşimin bana olan sabrı, desteği ve sevgisi olmasa daha da dibe vurabilirdim. Neyse ki evren bir yerden alırken diğer yerden vermesini biliyor hep.
Sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum buradan kendisine. İlginç bir şekilde, şu an bu anı daha önce yaşamışım hissiyle, güzel birgün diliyorum beni takip edenlere...
Şimdi yoga kitabıma gömülme vakti...
Sevgiyle
İnsanın kendi ritmine geri dönmesi çok önemli. Gündelik hayatın içindeki kapitalist ritim insanın yaşam enerjisine saygı duymuyor. Bu durumda kendi enerjimize kendimiz sahip çıkmak zorundayız. Ben de bunu yapıyorum bugün. Kendi ritmimde, özlediğim evimde, sakin bir gün geçirmeye karar verdim. Koydum Earl Grey çayımı, açtım sevdiğim müzikleri, kulak veriyorum ruhumun sesine. Evde de iş yok değil tabi. Ama onları zevkle yapıyorum. Susuzluktan bithap düşmüş çiçeklerimi sularken, ağızlarını açıp kaparken benimle sessizce konuşan balıklarımı beslerken, ve balkonda asker gibi dizi dizi sırlanmış kucaklanmayı bekleyen kedişlerimi öperken, yaşamın özü bu diyorum.
Yoksa, hiçbir işe yaramayan, sırf birisinin isteği/korkusu/egosu yüzünden ortaya atılmış, "yapılması" gereken işlere enerji tüketmekten, notlarını fazlasıyla hakeden öğrencilerin durumlarını gözden geçirmek durumunda kalmaktan, plansız programsız yapılan son dakika toplantılarına koşturmaktan, mailboxumu dolup taşıran emaillere cevap vermekten yoruldum. Ve bu iş yerimdeki durum böyle devam ederse, hiç gocunmadan, üzülmeden, söylenmeden, işten ayrılmayı da kafaya koydum:) Bakalım hayırlısı diyorum. İçimdeki yol beni nereye götürürse oraya...
Bu zor zamanlarımda eşimin bana olan sabrı, desteği ve sevgisi olmasa daha da dibe vurabilirdim. Neyse ki evren bir yerden alırken diğer yerden vermesini biliyor hep.
Sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum buradan kendisine. İlginç bir şekilde, şu an bu anı daha önce yaşamışım hissiyle, güzel birgün diliyorum beni takip edenlere...
Şimdi yoga kitabıma gömülme vakti...
Sevgiyle
21.1.12
14.1.12
Yağmurlu bir izmir akşamından
Yağmurlu bir İzmir akşamı,
Ferzan Özpetek'in Serseri Mayınlar filmini tekrar izledim. Hiç bıkmadan ve usanmadan filmin son sahnesinden yine etkilendim. Sezen Aksu'nun "Kutlama" parçası eşliğinde, başka boyutlara, anılarıma, geçmişime ve geleceğime, yani insan olmanın tüm hallerine yeniden yolculuk ettim. Kah güldüm, kah ağladım ama döndüm dolaştım yine kendimde bittim...
Memleketime çoktan bahar gelmiştir
Başakları şimdiden göğe ermiştir
Dağlarını gelincik basmıştır
Yer, gök ve yürek çiçek açmıştır
Kirazlar olmadan tez vakitte
Asmanın sürgün veren dallarında
Nergisin, zerenin taç yapraklarında
Seninle baharı kutlamaya geliyorum
Başımı omzuna yaslamaya
Hayata yeniden başlamaya
Bağında, bahçende, pınarlarında
İçimi yıkamaya geliyorum
Caddelerinde kızlarla oğlanlar
Oynaşıyordur şimdi, ah! hem de nasıl
Başlayan, biten, tazelenen aşklar
Başlıyor ömrümüzde yeni bir fasıl
1.1.12
Teşekkürler 2011!
Her yılın bir hediyesi vardır. Görmek isteyene. Benim için, 2011'in en büyük hediyesi yoga ile tanışmak oldu. Ve kendimi hiç tahmin etmediğim bir yolda buldum. Çoğumuz gibi belki de:) Yine de sorgusuzca, sualsızca, takip ediyorum çıktığım yolu. Beni nereye götüreceğini düşünmeden. Sadece kedice bir merakla. İniş çıkışlarında, dalgarında, herşeyin bittiği noktalarda, bir de bakmışım, yeni bir patika çıkıveriyor önüme. Hani ormanda yürürken yolun sonu uçurummuş gibi gelir ya bazen, oysa bir de bakmışsınız, sadece bir dönemece gelmişsiniz...
İşte böyle yanılsamalarla devam ediyorum yola. Her son gibi görünenin aslında yeni bir başlangıç olduğunu keşfederek, teşekkürlerimi sunuyorum 2011'e. Ve kucaklıyorum 2012'yi, yepyeni bir günle:)...
9.12.11
30.11.11
29.11.11
Zaman
Derse girmeme yarım saat kala, uğrayasım geldi bloğuma. Hava güneşli ama serin tıpkı değişen ruh hallerim gibi. Yine de epeydir içimde sabit olan bir düşünce/his/biliş var. Hayatın beni sürüklemesine ne kadar izin vermeliyim sorusu bu. Bu sabah okuldaki aheste asansörün içindeki aynada kendime baktığımda yankılanan bir soru. Bu kadar koşuşturma, bu kadar fazla aktiviteye bölünme neden? Nedir kovaladığım, tatmin olmadığım, yetinmediğim? Nedir bana dar gelen, ya da kaçırmaktan korktuğum? Neden işimin ve uğraşlarımın beni bölüp parçalamasına izin veriyorum?
Sevmediğimden değil, çok seviyorum işimi, öğrencilerimi, iş arkadaşlarımı, çalıştığım ortamı, hobilerimi, ama neden bu kadar çok şeyi aynı anda yaparken buluyorum kendimi? Neden ajandamda her sayfa dolup taşıyor, neden bir ajandam var? Yaptıklarım çok mu vazgeçilmez? Neden daha fazla yerine, daha az olmasın hayatım? Az ve öz, sindire sindire yaşamak istiyorum herşeyi. O aktiviteden bu aktiviteye, o kurstan bu kursa, o işten bu işe koşturmak yerine, durup, sadece bir iş/tutku/uğraş ile uğraşıp onunla mutlu olmak nasıl oldurdu? Tıpkı eski çağlarda olduğu gibi, usta çırak ilişkisinde olduğu gibi, o gün sadece bir uğraşta derinleşsem, yüzeyde dolanmak yerine, bir şeyden diğerine atlamak yerine, tek bir şeyin derinine insem, tek bir şeyin ustası olsam, ama başka hiçbirşey bilmesem/yapmasam nasıl olurdu? Günümüz yaşantısında buna olanak var mı?
Kaz dağlarında misafir olduğumuz evin sahibi hanımın sözleri geliyor aklıma: "Herkes dünyasını büyütmek derdinde, ama buraya dünyasını küçültmek isteyenler gelip yerleşebilir ancak" demişti. Eşimle çok düşünmüştük bunu, yapabilir miydik böyle bir küçültmeyi? Hayatımıza doldurduğumuz onca şeyden, ki buna arkadaşlar da dahil, vazgeçebilir miydik? Bilmiyoruz. Ve sanırım denemeden de bilemeyiz.
Ama bugün bunları buraya yazıyorsam vardır bir hikmeti. İçimdeki kase dolup taşmaya başlamış demek ki. Bir iç sinyal bana yavaşlamamı fısıldıyor belli ki:) Birazdan anlatacağım dersin konusunun "Zamanı betimlemek" olması da ilginç tabi:) Resmedince zamanı, akışı, hareketi; dondurunca akıp giden yaşamın içini, durup gözlemlemeyi öğreniyoruz belki...
Sevgiyle güzel bir gün diler, içimdeki kızılderili...
Sevmediğimden değil, çok seviyorum işimi, öğrencilerimi, iş arkadaşlarımı, çalıştığım ortamı, hobilerimi, ama neden bu kadar çok şeyi aynı anda yaparken buluyorum kendimi? Neden ajandamda her sayfa dolup taşıyor, neden bir ajandam var? Yaptıklarım çok mu vazgeçilmez? Neden daha fazla yerine, daha az olmasın hayatım? Az ve öz, sindire sindire yaşamak istiyorum herşeyi. O aktiviteden bu aktiviteye, o kurstan bu kursa, o işten bu işe koşturmak yerine, durup, sadece bir iş/tutku/uğraş ile uğraşıp onunla mutlu olmak nasıl oldurdu? Tıpkı eski çağlarda olduğu gibi, usta çırak ilişkisinde olduğu gibi, o gün sadece bir uğraşta derinleşsem, yüzeyde dolanmak yerine, bir şeyden diğerine atlamak yerine, tek bir şeyin derinine insem, tek bir şeyin ustası olsam, ama başka hiçbirşey bilmesem/yapmasam nasıl olurdu? Günümüz yaşantısında buna olanak var mı?
Kaz dağlarında misafir olduğumuz evin sahibi hanımın sözleri geliyor aklıma: "Herkes dünyasını büyütmek derdinde, ama buraya dünyasını küçültmek isteyenler gelip yerleşebilir ancak" demişti. Eşimle çok düşünmüştük bunu, yapabilir miydik böyle bir küçültmeyi? Hayatımıza doldurduğumuz onca şeyden, ki buna arkadaşlar da dahil, vazgeçebilir miydik? Bilmiyoruz. Ve sanırım denemeden de bilemeyiz.
Ama bugün bunları buraya yazıyorsam vardır bir hikmeti. İçimdeki kase dolup taşmaya başlamış demek ki. Bir iç sinyal bana yavaşlamamı fısıldıyor belli ki:) Birazdan anlatacağım dersin konusunun "Zamanı betimlemek" olması da ilginç tabi:) Resmedince zamanı, akışı, hareketi; dondurunca akıp giden yaşamın içini, durup gözlemlemeyi öğreniyoruz belki...
Sevgiyle güzel bir gün diler, içimdeki kızılderili...
21.11.11
Bugün ne öğrendim
Epeydir düşünüyorum da, hayat bu kadar hızlı akıp giderken ve biz de durup soluklanmayı unuturken, aslında pekçok şeyi fark edemiyoruz, idarkına varamıyoruz. Oysa insan her gün, bir kaç dakikasını, günün içinde hangi deneyimlerin ona ne gösterdiğine ayırsa, ve düzenli olarak bunu yapabilse, belki daha farkındalık dolu bir yaşam sürer. Ben de bugünden itibaren elimden geldiğince bunu yapmak istiyorum ve işte "bugünle" başlıyorum (gerçi gün henüz sona ermedi ama benim mesaim bitmek üzere):
Bugün farklı insanlarla iletişimin dikkat, çaba ve sabır gerektirdiğini ve sabırsızlığın, gerçek olanı görmemizi engellediğini öğrendim.
Ayrıca, birden çok işi aynı anda yaparken, her birinden ödün verdiğimizi ve bazı şeyleri yarım yamalak yapmak yerine hiç yapmamamızın aslında enerjiyi daha iyi bir şekilde kullanmak olduğunu öğrendim.
Son olarak, bir insanın içindeki potansiyeli kendisine keşfettirmenin en iyi yolunun, arada bir ona daha önce hiç yapmadığı şeyleri yaptırtmak olabileceğini öğrendim.
İşte böyle:)
Bugün farklı insanlarla iletişimin dikkat, çaba ve sabır gerektirdiğini ve sabırsızlığın, gerçek olanı görmemizi engellediğini öğrendim.
Ayrıca, birden çok işi aynı anda yaparken, her birinden ödün verdiğimizi ve bazı şeyleri yarım yamalak yapmak yerine hiç yapmamamızın aslında enerjiyi daha iyi bir şekilde kullanmak olduğunu öğrendim.
Son olarak, bir insanın içindeki potansiyeli kendisine keşfettirmenin en iyi yolunun, arada bir ona daha önce hiç yapmadığı şeyleri yaptırtmak olabileceğini öğrendim.
İşte böyle:)
28.10.11
Tire
Geçtiğimiz haftasonu çok sevdiğim öğrencilerimden Damla'nın düğünü için Tire'ye düşmüştü yolumuz.Daha önce gelip de göremediklerimizi bu sefer fark edebildik neyse ki, ve Damla'nın mutluluğunu paylaşmanın huzuruyla bıraktık kendimizi, yol bizi nereye götürürse misali...
24.9.11
Teos/Sığacık3
Bu sefer sadece Ferit'in kardeşi için değil, her defasında bize yeni sürprizler sunan Teos'un gizemi için gittik Sığacık'a ve işte gözümüze takılanlar...
18.9.11
Kaz Dağları: Yeşilyurt Köyü, Erguvanlı Ev
Feridyenimin bana doğumgünü sürprizi: Tabi ki dağlar:) Ama bu sefer ilk defa konuk olduğumuz Kaz Dağları. Orman içinde inanılmaz güzel bir köy, ve konuk olduğumuz Erguvanlı Ev'den manzaralarla, işte fazla söze gerek kalmayan anlar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






































































