22.11.09

Güneş ve gölgeleri...









15.11.09

Mütereddit ruhlar

Göklerin direksiz yaratıldığını nakleder semavi dinlerin anlatıları. Nakleder etmesine de, her okuyanda aynı tesiri bırakmaz bu sözler. Yedi kat gökyüzünün direksiz ama üst üste, desteksiz ama dengede durmayı başarmasını, kainatın mucizevi nizamına kanıt olarak görmeye meyyaldir insanların çoğu. Ama işte kimileri de hayatın muntazamlığına değil, tekinsizliğine işaret sayar bu durumu. Ha düştü ha düşecek bir gökyüzü altında yaşadıklarını düşünmekten alı koyamazlar kendilerini. Onları yalancı çıkarmamak için olsa gerek, gökyüzü de kafalarına çöker sık sık. Hep son anda, sonlara ramak kala yükselip, ağırlığı altında ezilenlerin tekrar nefes almalarına izin vererek...

Gökyüzünün altında ikide bir haşat olan bu insanlar, endişe abideleri olarak değil, abidevi endişeler olarak dolaşırlar aramızda. Mütereddit ruhlardır onlar. Gösterilene değil, gösterilmeyene bakarlar. Batıl inançların sadık takipçileri de onlardır gene. İtikat ve itikatsızlık arasında gidip gelir yüreklerinin sarkacı. Hiçbir gerçek, mutlak surette inanılacak kadar kesin değildir; hiçbir sığınak yeterince korunaklı değil. Sallanan çocuk dişleri gibidir hayatla bağlantıları. Yaşlanmadan ölen çocuk dişleri gibi salınırlar direksiz-direksiyonsuz boşluklarda. Sanılanın aksine, ayaklarının altındaki zemin değil, başlarının üzerindeki göklerdir fütursuzca alçalıp yükselen; tekinsiz bir devinimle biteviye dalgalanan."Hamlet'ten etkilenmiş mütereddit bir ruh asla başkalarının zararına yol açmamıştır" der Cioran. Çünkü onlar hasarların en büyüğünü gene kendilerine verirler.

Elif Şafak, Med-Cezir.

3.11.09

İnsan ne ile yaşar?







2009 İstanbul Bienali'nin sorduğu bu soruya verilen cevaplar arasında, bende 
 iz bırak"an"lar...



Chagall ve...








hiçbir akıma ait olmayışıyla, düzenin içinde muzip  teptaklaklıklar yaratışıyla, çocuksu olasılıklarıyla, ve eşine olan tutkusunu resme böylesine hoş yansıtışıyla sevdiğim bir sanatçı Marc Chagall. İstanbul'a konuk olmuş ki göreyim tekrar tekrar...:)

24.10.09

anla...

kendini erteleme
hayatı erteleme
sevdiğin için bile olsa,
yoruluncaya kadar çabalama
bırak
herşeyi
oluruna
ve kendi oyununu oyna
TEK başına...
oynamak istemeyenleri zorlama
giden gitsin
sen kal BİR başına...
ve artık ağlama
bak yukarı
kendine
ve anla...

21.10.09

Logocat

yolda yürürken en çok nereye bakarsınız?
önünüze mi?
ben gökyüzüne, ağaçların yapraklarına, ve bazen de beni tepeden gözleyen kara kedilere bakmayı tercih ederim hep:)
düşmek pahasına da olsa
gördüklerime değer...

 canlı logo tasarımı diye buna derim işte!

18.10.09

bir kedi gibi

çağırdım ve geldi
ipek tüylü bir kedi
hayatımı gözden geçirdiğim bir gecede
beni yalnız bırakmayan
 yine bir kedi...

yaşamak bırakmakla ilgili
yaşamı bırakmadan, içindekileri bırakabilmeli
seçtiklerine, seçtiklerimize,
izin verebilmeli

tıpkı bir kedi gibi...

varabilmeli
bittiği anda herşey
herzaman olduğumuz yere

sevdiklerimize
veda ederken 
sımsıkı sarılabilmeli

ve bilmeli ki
hayat, sarılıp bırakabilmekle ilgili...

tıpkı bir kedi gibi..


16.10.09

sessizleştikçe...

son zamanlarda
sessizleştikçe sessizleşesim
sessizlik içinde küçücük bir nokta oluncaya kadar küçülesim
ve aynı anda başka bir varoluş biçimine büyüyesim var...
çok konuştuğum, farkında olmadan konuştuğum,
dinlemeden konuştuğum anlar da var elbet
ama bu anların cızırtısı gittikçe uzak, gittikçe belirsiz, ve gittikçe anlamsız...
bazen otobüsle eve dönerken içimdeki maymuni konuşmalar, dilini anlamadığım bir gürültüye, ardından, gittikçe uzaklaşan bir yankıya dönüşüyor
gelip geçen görüntülere bıraktığımda ise kendimi
anlamlar sözcüklerden çıkıp havada uçuşuyor
ve sıra sıra heceler, tek başına harflere ve isimsiz seslere dönüşüyor...

hayırlısı...

27.9.09

Hierapolis...





















Bir Amazon kadını Hiera'nın ölümü üzerine sevgilisi Telephos tarafından ismi konulan traverten şehri Hierapolis'in izlerinde bir yolculuk...

25.9.09

1k1

"iki"yi "bir"e tercih etmiştim hep
çünkü "bir" "iki"de kendini görür,
"bir" "iki"de çoğalır,
"bir" "iki"de dönüşür diye düşünmüştüm..
ama şimdi anladım ki
"iki", bir/bir/inden AYRI "bir"leri barındırır..
kim "iki"nin "bir" olacağını umarsa, kendini kandırır...

22.9.09

19.09.2009

19.09.2009 Foça

geniş düzlüklerin ortasında biten yalnız ağaçları hep sevmişimdir
belki de iç anadolunun hüzünlü insanını görürüm o ağaçlarda
doğduğum coğrafyanın rüzgarı bağrına basan topraklarını
egenin çalkantılı, değişken ve güvenilmez çoğrafyasında arayışım bundandır belki de...

günün gidişini selamlayan, rüzgara boğun eğmiş bir ağaçla, yeniden doğuşumu kutladım başbaşa...
ve içimden tek bir dilek aktı sonsuzluğa:
hayat rüzgarını olduğu gibi kabullenmek
ve bu kabullenişle
köklerimi en derine salıvermek...


10.9.09

yok

epeydir sadece resimler var
yazı yazacak cümle yok içimde
kalbimde eski bir ses,
sessiz olmamı söyleyen
yazarken susan
ölürken doğan
giderken dönen
var, bugün içimde....

zarar vermeyi bırakmalı
sessizce uzaklaşmalı
kendine kavuşmalı

öylesine, ansızın, umulmadık bir şekilde
yok olmalı...

3.9.09

misafirpervanelerdenkareler:)1


























Her misafir yepyeni gözler hediye getirir beraberinde
Birlikte yeninde bakarsınız "an"ın içine
Ve yepyeni şeyler keşfedersiniz "bir"likte...




29.8.09

Mercan ve Fuli'den Gümüşlük'te bir "an"

Terkedilmişliğin ortasında, toprak ve su oturdu yanyana. Pileli eteklerini ufka savuran denize
bakakaldılar kana kana. Çıpalarını denize bırakan birkaç teknenin zincir sesinde dinlendi ruhları. Dingin suyun yumuşaklığında eridi yorgun ayakları. Uzaktan bakanlar, iskelenin ucunda, sırtları güneşe, gözleri aya dönük iki kadın gördü. Oysa ki iki ruhdaş görünmeyen bir bağla bütünleşmiş, an olmanın tadını çıkarmakta idi. Bir zamanların Mynthos'undan yavaşca kasabaya yöneldiklerinde, cadılık günlerinden kalan bir karakedi takıldı peşlerine. Tanıdık ve yabancı, eski ve yeni, bilinen ve bilinmeyen arasında, 27.günün 27. masasında, daldılar okşadıkları kedi kadar yumuşak bir sohbete. Fincaları kitap oldu, kahverengi resimli. Gelecekleri "an" oldu parlak gülümseyişli. Meraklı gözler yanaştı masalarına, bir "an" da kendilerine düşsün diye. Gözleri ışıl ışıl, kalpleri ateş ateş, anlatıverdiler gördüklerini, arkalarında müteşekkür bakışlar ve balık tutan şaşı kediler bırakmadan önce...

17.8.09

Marmaris ve ruhdaşlar

Flip





Luc
Lale

Fazla söze gerek yok...
Mamaris'teki ruhdaşlarıma yeninden kavuşmak gibisi yok:)
Bu güzel fotolar için Luc'e sonsuz teşekkürler!

11.8.09

Bozdağ Gece Yürüyüşü

Dinamik bir şekilde yola koyulduk
Bozdağ köyüne geldiğimizde saat 22.00 idi
Yüryüşümüz tam 24.00 de başladı

Orman ruhlarının en canlı olduğu bir dolunayda
zirveye tırmanışımız tam 6 saat sürdü
ve bir kısmımız hala uyanık
bir kısmımız biraz kestirerek
ve biraz da donarak
gün doğumunu selamladık






dönüş yolunda


selamladığımız güneş gülümsetti bizi
çıkıştan çok daha zordu inmek


yine de azimle bitirdik başladığımız yolu ve sabah 09.00 da köye geri dönebildik...

inanılmaz bir deneyim, inanılmaz bir paylaşımdı....



3.8.09

bırak...

bırak....
özgür...
kendini...
alıştırdıklarından...
alışkanlıklarından...
eskisi gibi oynama rolünü...
küçücük de olsa bir fark yarat
düşüncelerinde...
ve izle....

1.8.09

Bir kapıdan diğerine...

Bir kapıdan diğerine geçerken karşıma çıkan sonsuz şeyden bir tanesi daha...
Cezmi Ersöz'den bir alıntı:
Kalplerinde aşk işaretiyle doğarlar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar, hayata ve insanlara merhamet duyarlar ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşayamazlar...

Aşk işaretiyle doğanlar, yaşarken dünyaya talip olamazlar... Bilirler ki ne isteseler, neyi alsalar, ne kazansalar, aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları, teselli etmez... Gönüllü sürgündür onlar... Gizliden gizliye, hissederler bunu... Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere. Kopup geldikleri ışığa olan inançları ne kadar büyükse, içlerindeki acı o kadar derindir... Bu acı, hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri... Bu acı, hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye var olduklarını...

Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden... Yorulur kendisini anlata-mamaktan... “Sevgilim!” der, “sevgilim!” ama sevgilim dediği yanında değildir, bilir... Bazı günler insan soluksuz kalır, içindeki sevgili olmasa bile, karşısındakine deliler gibi sarılır... O olmadığını bile bile, sonsuz bir umutsuzlukla sarılır... İnsan soluksuz kalmayagörsün, sevgili diye bütün yanlışlarına, bütün kaçışlarına, kendine yaptığı ihanetlere sarılır... İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye-görsün, her şey olmak, her yere yetişmek için bu hayata düşer... Her şey olduğunu, her yere yetiştiğini sandığı anda, ortada kendisi yoktur artık... Kaybolmuşluğa çok yakındır... Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır... Daha az acı çekiyordur artık... Ama artık daha mutsuzdur eskisinden... Daha mutsuzdur, o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...

30.7.09

Yıldızlar Nerede Saklanır?

Ne güzel arkadaşlarım var benim...işten onlardan biri, az önce bana beni anlatan ruhdaşımdan...
Yıldızlar Nerede Saklanır?

Ay düşüyor suya bir gölge gibi
ipe diziyorum biberleri, günleri, yağmurlu ikindileri
Sonra kar başlıyor gri bir kentin sokaklarında

eski kumaşlara değiyor ellerim
büyük bir düşün yağmuru çarparken camlara
önümü ilikliyorum bütün yalnızlıkların karşısında

bakıyorum daha çok var güneşin doğmasına
Bir ışık, giderek artan odaların içinde
bir ışık, gölgesini yüzünden alan

Yollar uzayıp giderken kentin karanlığına
Yıldızlar gecede bir fenere saklanır

şimdi...

bugün çok sevdiğim eski bir ruhdaşım bana şunları söyledi: senin çok derin bir ruh kuyun var, bu kuyudan su çekmeyi beceremeyen birisinden çabuk sıkılırsın...
düşündüm...
bazı şeylerden çabuk sıkıldığım, sabırsızlandığım doğru...insanlarla paylaşmak istediğim bazı şeylerin çok derinlerimde yattığı da doğru sanırım...
susayan bir yolcunun yorulduğu ve dinlenip susuzluğunu giderdiği bir kuyu olmak çok güzeldi...
kimisi sadece içime seslendi ve kendi yankısını dinledi...kimisi suyun üzerindeki yansımasını izledi..kimisi kovaya asılıp suyumdan içti...ve yoluna devam etti...
ama şimdi bahçesinde kuyumu barındırmak isteyen biri olsun ister özüm...
ve öyle...

decisions

He was beginning to understand something important: decisions were just the beginning. Whenever someone made a decision, he was in fact, plunging into a powerful river that would carry him off to a place which he had never dreamed when he made that decision.
Paulo Coelho, The Alchemist

26.7.09

Pinhani'den

tesadüfen tanıştık seninle
uzun zamanda alıştık birbirimize
beni benden alırsın istersen ama
yalnızlığım sürer hep derinden
bu yalnızlık içime işlemiş
çıkartamazsın çünkü o senden eski
bu yalnızlık içime işlemiş
çıkartamazsın çünkü o benden biri
çocukken ben oynardım kendimle
yalnızlıkla hayaller peşinde
şimdi senle beraber olsak da 
ben yalnızım, yalnızlık özümde
bu yalnızlık içime işlemiş
çıkartamazsın çünkü o benden biri, o senden biri...

Yalnızlık/Pinhani

25.7.09

...

eve geldim
bloğuma girdim
ve başladım okumaya..taaa en başa, ilk yazdığım yazılara kadar...

ve hatırladım yeniden,
 yanlızlığımdan yeniden doğan,
tek başınayken yaratan,
sessizliğiyle konuşan,
gördükleriyle iz bırakan,
 özüm, ne çok özlemişim seni...
belki de özlemek için uzaklaşmışım kendimden, ve yakınlaşmışım bir başka kendime...
geri dönebilmek için özüme, yeni bir sayfa açmışım yeniden
yaşadıklarımı bir hazine gibi koymuşum bağrıma
ve yola koyulmuşum yeni hazinelere
tortumu atmamda yardımcı olanları
daha iyi anlamış ve görmüşüm...
ilk defa...
bana bu anları yeniden yaşat"an"a
hamdolsun...



24.7.09

buyrun hepsi sizin...

içimden sevgi aktı
tüm kırgınlıklarım çoktan anda kaldı
ama sevgim sonsuza dek ...benli ya da bensiz...bildim ki yerine ulaştı...
gözlerimi kapadığımda, "seni seviyorum" dediğim ne çok yoldaş var..kimisi yakınımda, kimisi uzağımda...ama özellikle biri var ki şu ana damgasını vuran..bana ne çok şey gösterdi...ne güzel bir yoldaş oldu, beni ne çok sevdi ve sözlerimin ardında, onu çok sevdiğimi ve seveceğimi hiç unutmadı...ve öyle...

sevgiyi yaşamak için insan, kırabilmeli kabuklarını
yumurtayı çatlatır gibi, çatlatmalı tortusunu
ama içeriden dışarı
akmalı
her haliyle
ve bırakmalı
kendini özüne...

çatlaklarımdan yeniden doğarken bana eşlik eden, ruhdaşlık eden, beni tetikleyen ve destekleyen, tüm yoldaşlara kalbimi vermek gibisi var mı?

buyrun hepsi sizin....




15.7.09

siyah-beyaz

hayat ilginç bir oyun...
bir insanı keşfetmek ne kadar uzun...
siyah dediğin bir gün bakmışsın beyaz,
sonra yine siyah..sonsuza kadar giden bir döngü...
tüm renkleri içeren siyah ve beyazın oyununda
artık fırça olmak zamanı, tuvale dokunmak, YARATMAK zamanı...

12.7.09

Deniz Yıldızı'nın yeni yıldızları:)







7.7.09

Londra'dan...

Tower Bridge
St.Paul katedraline doğru

Tate Modern






Thames nehri

Grinin yakıştığı bir şehir...güneş kırıntısında güneşlenen insanlar, fıkır fıkır, dans edenlerle, müzik yapanlarla, yaratıcıkla dolu sokaklar, birbirinden çeşitli ve ilginç mimari ve her yerde her zaman var olan yeşil, yeşil, yeşil....

25.6.09

Bir toplantı sırasında dinlediklerimin ardından akan 
özümün sesi...

22.6.09

yeni başlangıçlara sonsuz teşekkürler....



düşmenin ve yeniden doğrulmanın öğreltildiği yer

Idea çocukluğunun uzay gemisine giderken

ve orada bizi bekleyen...

Dalyan ve deniz kızı



                                                                 Çeşme'deki klise ve gözleri

eski bir ionya kenti Erythria'ya doğru

Erythria'daki eski klise



                                                                             ve kuyusu


                                                                         çocuk ruhdaşlar





modern atımız:)


hayatımızın dönüm noktalarından birinde

kesişti yolumuz sevgili Idea ile..

yeni adımları beraber attık uçarak

ne yollar aştık, ne manzaralar gördük, ne çok güldük ve dans ettik rüzgar ile

biliyorum ki bundan sonra yaşadığım her acıdan sıyrılmamda kucak olacak paylaştıklarımız

ne zaman içim kararsa, ışık olacak beraber evrene bıraktıklarımız...

eski kuyunun ucunda birbirimiz için dilediklerimiz, kendimizde sır kalsa da

uzaklara gizlenmiş manastırın ruhları sazlıklara fısıltayacak, bilip de söyleyemediklerimizi...






19.6.09

...

Yaşamak, emin olmamanın, bir sonraki anda neyi yapacağımızı, nasıl yapacağımızı bilmemenin bir şeklidir.
Agnes De Mille