26.1.12

Mola

Kendi limitlerimi öğrendiğim bir haftanın sonuna yaklaşırken, hem bedenim hem ruhum, bana dur artık dedi. Mola vermek lazım. Herşeyi çok fazla üstlenmeye gerek yok. İşteki saçmasapanlığa cevap vermeye gerek yok. Hergün, her saniye üzerine yıkılan gereksiz işler silsilesine dur deme vakti, yoksa çökecek mekanizma. Bunun üzerine bu sabah iş yerimi arayıp bugün işe gelemeyeceğimi, yorgun olduğumu bildirdim. Bana yardımcı olmaya hazır bir iş arkadaşıma bugünki işleri onun devralmasını rica ettim. Ve şimdi çok mutlu ve huzurlu bir şekilde, iyileşmenin tadını çıkarıyorum.
İnsanın kendi ritmine geri dönmesi çok önemli. Gündelik hayatın içindeki kapitalist ritim insanın yaşam enerjisine saygı duymuyor. Bu durumda kendi enerjimize kendimiz sahip çıkmak zorundayız. Ben de bunu yapıyorum bugün. Kendi ritmimde, özlediğim evimde, sakin bir gün geçirmeye karar verdim. Koydum Earl Grey çayımı, açtım sevdiğim müzikleri, kulak veriyorum ruhumun sesine. Evde de iş yok değil tabi. Ama onları zevkle yapıyorum. Susuzluktan bithap düşmüş çiçeklerimi sularken, ağızlarını açıp kaparken benimle sessizce konuşan balıklarımı beslerken, ve balkonda asker gibi dizi dizi sırlanmış kucaklanmayı bekleyen kedişlerimi öperken, yaşamın özü bu diyorum.

Yoksa, hiçbir işe yaramayan, sırf birisinin isteği/korkusu/egosu yüzünden ortaya atılmış, "yapılması" gereken işlere enerji tüketmekten, notlarını fazlasıyla hakeden öğrencilerin durumlarını gözden geçirmek durumunda kalmaktan, plansız programsız yapılan son dakika toplantılarına koşturmaktan, mailboxumu dolup taşıran emaillere cevap vermekten yoruldum. Ve bu iş yerimdeki durum böyle devam ederse, hiç gocunmadan, üzülmeden, söylenmeden, işten ayrılmayı da kafaya koydum:) Bakalım hayırlısı diyorum. İçimdeki yol beni nereye götürürse oraya...

Bu zor zamanlarımda eşimin bana olan sabrı, desteği ve sevgisi olmasa daha da dibe vurabilirdim. Neyse ki evren bir yerden alırken diğer yerden vermesini biliyor hep.
Sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum buradan kendisine. İlginç bir şekilde, şu an bu anı daha önce yaşamışım hissiyle, güzel birgün diliyorum beni takip edenlere...
Şimdi yoga kitabıma gömülme vakti...

Sevgiyle

14.1.12

Yağmurlu bir izmir akşamından




Yağmurlu bir İzmir akşamı,
Ferzan Özpetek'in Serseri Mayınlar filmini tekrar izledim. Hiç bıkmadan ve usanmadan filmin son sahnesinden yine etkilendim. Sezen Aksu'nun "Kutlama" parçası eşliğinde, başka boyutlara, anılarıma, geçmişime ve geleceğime, yani insan olmanın tüm hallerine yeniden yolculuk ettim. Kah güldüm, kah ağladım ama döndüm dolaştım yine kendimde bittim...

Memleketime çoktan bahar gelmiştir
Başakları şimdiden göğe ermiştir
Dağlarını gelincik basmıştır
Yer, gök ve yürek çiçek açmıştır

Kirazlar olmadan tez vakitte
Asmanın sürgün veren dallarında
Nergisin, zerenin taç yapraklarında
Seninle baharı kutlamaya geliyorum

Başımı omzuna yaslamaya
Hayata yeniden başlamaya
Bağında, bahçende, pınarlarında
İçimi yıkamaya geliyorum

Caddelerinde kızlarla oğlanlar
Oynaşıyordur şimdi, ah! hem de nasıl
Başlayan, biten, tazelenen aşklar
Başlıyor ömrümüzde yeni bir fasıl

1.1.12

Teşekkürler 2011!


Her yılın bir hediyesi vardır. Görmek isteyene. Benim için, 2011'in en büyük hediyesi yoga ile tanışmak oldu. Ve kendimi hiç tahmin etmediğim bir yolda buldum. Çoğumuz gibi belki de:) Yine de sorgusuzca, sualsızca, takip ediyorum çıktığım yolu. Beni nereye götüreceğini düşünmeden. Sadece kedice bir merakla. İniş çıkışlarında, dalgarında, herşeyin bittiği noktalarda, bir de bakmışım, yeni bir patika çıkıveriyor önüme. Hani ormanda yürürken yolun sonu uçurummuş gibi gelir ya bazen, oysa bir de bakmışsınız, sadece bir dönemece gelmişsiniz...

İşte böyle yanılsamalarla devam ediyorum yola. Her son gibi görünenin aslında yeni bir başlangıç olduğunu keşfederek, teşekkürlerimi sunuyorum 2011'e. Ve kucaklıyorum 2012'yi, yepyeni bir günle:)...