Kayıtlar

Mola

Kendi limitlerimi öğrendiğim bir haftanın sonuna yaklaşırken, hem bedenim hem ruhum, bana dur artık dedi. Mola vermek lazım. Herşeyi çok fazla üstlenmeye gerek yok. İşteki saçmasapanlığa cevap vermeye gerek yok. Hergün, her saniye üzerine yıkılan gereksiz işler silsilesine dur deme vakti, yoksa çökecek mekanizma. Bunun üzerine bu sabah iş yerimi arayıp bugün işe gelemeyeceğimi, yorgun olduğumu bildirdim. Bana yardımcı olmaya hazır bir iş arkadaşıma bugünki işleri onun devralmasını rica ettim. Ve şimdi çok mutlu ve huzurlu bir şekilde, iyileşmenin tadını çıkarıyorum. İnsanın kendi ritmine geri dönmesi çok önemli. Gündelik hayatın içindeki kapitalist ritim insanın yaşam enerjisine saygı duymuyor. Bu durumda kendi enerjimize kendimiz sahip çıkmak zorundayız. Ben de bunu yapıyorum bugün. Kendi ritmimde, özlediğim evimde, sakin bir gün geçirmeye karar verdim. Koydum Earl Grey çayımı, açtım sevdiğim müzikleri, kulak veriyorum ruhumun sesine. Evde de iş yok değil tabi. Ama onları zevkle yap...

Teşekkürler 2011!

Resim
Her yılın bir hediyesi vardır. Görmek isteyene. Benim için, 2011'in en büyük hediyesi yoga ile tanışmak oldu. Ve kendimi hiç tahmin etmediğim bir yolda buldum. Çoğumuz gibi belki de:) Yine de sorgusuzca, sualsızca, takip ediyorum çıktığım yolu. Beni nereye götüreceğini düşünmeden. Sadece kedice bir merakla. İniş çıkışlarında, dalgarında, herşeyin bittiği noktalarda, bir de bakmışım, yeni bir patika çıkıveriyor önüme. Hani ormanda yürürken yolun sonu uçurummuş gibi gelir ya bazen, oysa bir de bakmışsınız, sadece bir dönemece gelmişsiniz... İşte böyle yanılsamalarla devam ediyorum yola. Her son gibi görünenin aslında yeni bir başlangıç olduğunu keşfederek, teşekkürlerimi sunuyorum 2011'e. Ve kucaklıyorum 2012'yi, yepyeni bir günle:)...

Zaman

Derse girmeme yarım saat kala, uğrayasım geldi bloğuma. Hava güneşli ama serin tıpkı değişen ruh hallerim gibi. Yine de epeydir içimde sabit olan bir düşünce/his/biliş var. Hayatın beni sürüklemesine ne kadar izin vermeliyim sorusu bu. Bu sabah okuldaki aheste asansörün içindeki aynada kendime baktığımda yankılanan bir soru. Bu kadar koşuşturma, bu kadar fazla aktiviteye bölünme neden? Nedir kovaladığım, tatmin olmadığım, yetinmediğim? Nedir bana dar gelen, ya da kaçırmaktan korktuğum? Neden işimin ve uğraşlarımın beni bölüp parçalamasına izin veriyorum? Sevmediğimden değil, çok seviyorum işimi, öğrencilerimi, iş arkadaşlarımı, çalıştığım ortamı, hobilerimi, ama neden bu kadar çok şeyi aynı anda yaparken buluyorum kendimi? Neden ajandamda her sayfa dolup taşıyor, neden bir ajandam var? Yaptıklarım çok mu vazgeçilmez? Neden daha fazla yerine, daha az olmasın hayatım? Az ve öz, sindire sindire yaşamak istiyorum herşeyi. O aktiviteden bu aktiviteye, o kurstan bu kursa, o işten bu işe ko...

Bugün ne öğrendim

Epeydir düşünüyorum da, hayat bu kadar hızlı akıp giderken ve biz de durup soluklanmayı unuturken, aslında pekçok şeyi fark edemiyoruz, idarkına varamıyoruz. Oysa insan her gün, bir kaç dakikasını, günün içinde hangi deneyimlerin ona ne gösterdiğine ayırsa, ve düzenli olarak bunu yapabilse, belki daha farkındalık dolu bir yaşam sürer. Ben de bugünden itibaren elimden geldiğince bunu yapmak istiyorum ve işte "bugünle" başlıyorum (gerçi gün henüz sona ermedi ama benim mesaim bitmek üzere): Bugün farklı insanlarla iletişimin dikkat, çaba ve sabır gerektirdiğini ve sabırsızlığın, gerçek olanı görmemizi engellediğini öğrendim. Ayrıca, birden çok işi aynı anda yaparken, her birinden ödün verdiğimizi ve bazı şeyleri yarım yamalak yapmak yerine hiç yapmamamızın aslında enerjiyi daha iyi bir şekilde kullanmak olduğunu öğrendim. Son olarak, bir insanın içindeki potansiyeli kendisine keşfettirmenin en iyi yolunun, arada bir ona daha önce hiç yapmadığı şeyleri yaptırtmak olabileceğ...

Tire

Resim
Geçtiğimiz haftasonu çok sevdiğim öğrencilerimden Damla'nın düğünü için Tire'ye düşmüştü yolumuz.Daha önce gelip de göremediklerimizi bu sefer fark edebildik neyse ki, ve Damla'nın mutluluğunu paylaşmanın huzuruyla bıraktık kendimizi, yol bizi nereye götürürse misali...

Teos/Sığacık3

Resim
Bu sefer sadece Ferit'in kardeşi için değil, her defasında bize yeni sürprizler sunan Teos'un gizemi için gittik Sığacık'a ve işte gözümüze takılanlar...

Kaz Dağları: Yeşilyurt Köyü, Erguvanlı Ev

Resim
Feridyenimin bana doğumgünü sürprizi: Tabi ki dağlar:) Ama bu sefer ilk defa konuk olduğumuz Kaz Dağları. Orman içinde inanılmaz güzel bir köy, ve konuk olduğumuz Erguvanlı Ev'den manzaralarla, işte fazla söze gerek kalmayan anlar...