15.12.05

4 yıl önce

09-12-2001 Ankara



Günlük yaşamın içinde sürüklenenlerin hızını kesen bir kar yağışı eşliğinde döndüm eve.Tüylü bir örtüyle kaplanmış kaldırımlarda yürürken, yarının, gündelik yaşamın akışına karşı geleceğini çok önceden hissetmiştim.Yarın zoraki bir kar tatili yaşayacak Ankara sokakları, bir yandan ıslanmamak için telaşla hareket etmeye çalışan, ama öte yandan kaygan zeminde düşme tehlikesini göze alamayıp, telaşından vazgecen insan karaltıları ile dolup taşıyordu. Penceremin önünde yaktığım üç mum, alevlerinde dans eden sicak bir fincan çayın dumanını içlerine çekerken, Puslu’nun meraklı bakışlarında yakaladığım kar taneleri, kıpırdayan düşüncelerimi sakinleştiriyorlardı. Annemin hediye ettiği öykü kitabından rastgele seçmiş olduğum bir öykünün, karlar altındaki bir şehri betimleyen satırlarında şöyle yazıyordu: “Doğaüstü anlarda gerçeği görmenin pırıltısı olarak algıladığımız titreşim..”
Işte tam da böyle bir titreşim yaşamıştım karlı bir günde karşıma çıkan bu satırların tesadüften öte birşey olduğunu algıladığımda. Beni görmeden geçen gölgemsi insan bedenleri, ördekler gibi paytak paytak yürüyorlardı ipeksi bir yumuşaklığa bürünmüş sessiz sokağımda. Karşı apartmanın birbirinden farklı ışıklar yayan pencerelerinden birinde, kırmızı kazaklı genç bir kız benim asla bilemeyeceğim başka bir sokağı izliyordu. Park etmiş arabaların üstündeki kalın kar tabakası, onları, üstü pudra şekerli büyük pastalara dönüştürüyordu. Bütün sesleri yutan kar, huzurlu bir ölüm yayıyordu etrafa. Hersey yavaş yavaş donuyordu. Görüntüler, sesler ve saniyeler. Otobüsle gelirken yolda gördüğüm, sevinç çığlıkları içinde karda koşan bir Noel Baba, kimbilir hangi çocuğun zihnindeydi şimdi. O da tıpkı kar gibi, gündelik, normal diye adlandırdığımız ve sürekli kontrol altında tuttuğumuz yaşamın arasında sızan, ve tüm saçmalığıyla güzel olan bir kaçamaktı.

Kimbilir hangi yıldız sürüsünden kopup gelen parlak kar zerrecikleri, Puslu’nun gri tüyleri arasından parlayan tüycükler gibi, belli belirsiz bir beyazlığa dönüştürüyorlardı düştükleri yeri. Yapay ışıkların altından yaydıkları utangaç parıltılar, etrafı mavi bir ışığa boğarken, karanlık gökyüzündeki yıldızlarla yarışıyorlardı sanki...

Hiç yorum yok: