Kayıtlar

Hayatı basitçe yaşamak..

Buraya yazdıklarım sadece basit bir hikaye ve eminim çoğu kişi bu hikayeden sıkılabilir ve diyebilir ki hiç de heyecan yok içinde. Ama ben, tam da basitliği özlediğim için, yaşadığım basit anları aktarmak istedim yine de. Kendim için yapmak istedim bunu, çünkü görünenin ardında yatanı derinlemesine gözlemlemek ve sindirmek istedim. Bugün işe gitmeme kararı aldım. Epeydir işimde süre giden gerginlikler ve enerji uyumsuzlukları yormuştu beni. Ben de final dönemini bir fırsat bilip, gitmeyeceğimi bildiren bir mesaj attım iş yerime. Artık bu işle aramdaki bağ koptu kopalı, kendime daha çok değer ve zaman verme isteği günbegün arttı, ve işsiz kalma pahasına, artık sadece kalbinin sesini dinleyen biri oldum çıktım. Böylece bu günü basit ve sakince geçirmeye karar verdim. Eşim sabah işe giderken, bugün tüm işe gidenlerden farklı bir gün yaşayacağım dedim kendime. Sabah güneşi ışıl ışıl aydınlattı evimizi ve kedişleri. Ben de önce onları besledim ve sevdim. Sonra evi toparladım, çamaşır koy...

ilk giden olmak...

Hayatımdaki döngülere baktığımda, her bir sürecin sonunun benim "gidişim" in başlattığını görüyorum. Ankara'dan gişim mesela yeni bir döngünün başı olmuş. Benim gişimle sadece kendi hayatım değil, geride bıraktıklarımın, yani ailem ve dostlarımın da hayatları değişmiş. Kendi hayatımda da ne zaman eskiyi bırakıp yeniye "gitsem", ivme kazanmış bazı şeyler. Hızlanmış birden bire. Oysa ne zaman gitmeyip kalsam bir yerde, herşey banal bir tekrar ve kısırdöngüye dönüşmüş, ta ki ben bunalıncaya ve yeniden gitmeye karar verinceye kadar. Farkettim ki hayatımdaki ve diğerlerinin hayatlarındaki değişimin ilk öncüsü ben olmuşum hep. Bunu şimdi, yani yeni bir gidişin eşiğinde farketmek, tanımlanamaz duygular yaratıyor içimde. Hep böyle mi olacak sorusunu sordurtuyor ister istemez... Oysa yaşamımdaki tüm ilkleri böyle yaşadım ben. Tüm sevinçleri, aşkları, hüzünleri ve yıkımları. Eşimle de böyle evlendim, yogayla da böyle tanıştım ben. Hep ilk giden oldum. İçimdeki o hiç...

moods of the moon

Ofiste kağıt okumalarıma ara vermiş bir halde, müziğe sarıldım yine. Nereden yayın yaptığını bilmediğim bir radyonun ismine takıldı düşüncelerim. "Moods of the Moon". Piyano parçaları yayıldı ansızın odaya. Pencereden baktığımda, buzul mavisi bir gökyüzü ve bulutlara karışan dağ siluetlerinde, dinlendim birkaç saniye. Ruhumuzun değişen hallerini düşündüm. Ne zaman yoga dersime girsem, nefes ve onun doğurduğu bedensel akışın içinde, en sevdiğim şey, halden hale girmek. Bir poz diğerine akarken, bir nefes diğerine doğarken, bedenin bütünlüğündeki dönüşüm ve hareketi izleyen zihin, müzikle bir olurken, ve ter içinde, sözcükler ardı ardına sıralanırken içimden dışarı, her hali deneyimlemenin güzelliği, beni en çok mutlu eden. Keşke sadece yogayla yaşasam...Masa başında zihinimi kurcalamak ve bedenimi dondurmak yerine, hep o hareketin, bütünlüğün, akışın ve müziğin içinde olsam. Sessizliğini özleyen bir gürültü gibiyim şu an...

Değişim...

İnsanın dönemleri var. Ağaç gibi. Her bir deneyim, yeni bir dal, yeni bir sürgün. Her sürgünün bir yaprağa, her yaprağın sonbahar ve kışa yenik düşüşü var. Yazmak da benim için öyle. Dönem dönem, sürgünlerinin arttığı, sonraysa yaprakların dalından uçup giderken, etrafı sessizliğe bıraktığı zamanlar var. Konuşmak zamanı ve susmak zamanı. Ne zaman geri dönüp eski yazdıklarıma baksam, gördüğüm en belirgin şey değişim. Bazen bu yazıları ben mi yazmışım dedirten bir şaşkınlık, bazen de şu andan geçmişe bakmanın beni gülümsettiği bir sevencenlik... Yaşam, bu şaşkınlıkların ve sevecenliklerin gelgitinde bizi kendi şarkısıyla büyütürken, şunu görmemi sağladı bugün: Yaşam asla iki yokluk (ölüm ve doğum) arasında değildir. Yaşamak bu ikisinin sonsuz devinimidir...

uykusuz zihin uykulu beden

"Jetlag" kavramını duymuş ama hiç deneyimlememiştim. Şimdi Amerika'dan Türkiye'ye dönüşümün 3. gününde hala geceleri uyuyamıyor, gündüzleri yorgun ve uykulu olmaya devam ediyor, başımın üzerinde sürekli beni takip eden bir basınçla başetmeye çalışıyorum. Zaman kavramının yıkılması ve bedenin buna alışması zaman alıyormuş meğer.. Oysa Japonya'dan döndüğümde bunu yaşamamıştım...ilginç, demek ki gittiğin ve geldiğin yönün de bunda etkisi var.. Herşeye rağmen "Jetlag" in bendeki olumlu etkisi beni bloğuma yeniden yaklaştırması oldu sanırım:) Hadi hayırlısı, yola devam... Fu

Yunusun selamına...

Resim
Istanbul yine beni benden aldı, 3 gün boyunca götürdü sonsuz diyarlarına. Özlediğimi oraya gidince fark ettirdi bana. Bu kadar zengin çünkü tezatların birlikteliğinde var olan, bu kadar sürprizlerle dolu çünkü tüm olasılıklara açık bir şehr-i diyar...Gün batımında sahilde otururken bir dostla, ansızın bir dalga oluştu yanı başımızda, bir de baktık yunus'un biri gelmiş taa en yakınımıza, sessizce selam edermiş yaşlı ruhumuza. Şaşkınlık ve sevinç içinde bakarken, dalgaların içinde bir yok olup bir var oluşuna, inandık içimizi kaplayan yoğun sevginin, ondan bize bir armağan oluşuna... İsmini bilmediğimiz yunusa...

"Fuu"'ya

Eskiden şiir yazmasını ne çok severdim... Çünkü yalnız yaşar idim. İnsan yalnızlığından öyle çok beslenir ki, Ama nedense göremez o anda bunun değerini. İçimde bazı şeyler birikti biliyorum. Hangi varoluş biçimine bürünüp çıkacaklar kimbilir, merak ediyorum. Ve şu anda yazdıklarımı ilk defa kendime ithaf ederken, Sadece kendim için bir şiir dokuyorum. Hayatımdaki tüm deneyimlerin geçip gidişine göz yumarken, Geriye kalanın yazılarımdan bana baktıklarını biliyorum. Yazmak ne güzel bir lütuftur insana verilmiş. Değerine saygıyla eğilip, önünde diz çöküyorum. İçimdeki sessizliğin huzurunda. Kendimi kendime anlatıyorum. Her canlıyla kurduğumuz ilişkinin özünde bu yatmaz mı zaten diye, sormadan edemiyorum... Ve uğulduyor kapılarıma çarpan rüzgar. Fısıldıyor kulağıma yansıyan duygular. Bilinmeyen uzaklara yolculuk yapıyor düşüncelerim. Bedenimin de ona eşlik etmesini sabırla bekiyor. Ve biliyor ki herşey vakti zamanında vuku bulur. Tıpkı yazmak gibi. Ya da ölmek. ...