31.12.06

Yeni Yıl Kartı

Sevgili Gülin'in yeniyıl kartına bayıldım...paylaşamadan duramadım...

29.12.06

Yeni BİR yıl

BİRlikte, yeni yılı, yaşam sevinci, çoşku ve sevgiyle karşılamak dileğiyle...

Beri gel, daha beri, daha beri.
Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?
Bu hır gür, bu savaş nereye dek?
Sen bensin işte, ben senim işte.
Ne diye bu direnme böyle, ne diye?
Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?
Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek, ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye?
Zengin yoksulu hor görür, ne diye?
Sağ soluna yan bakar, ne diye?
İkisi de senin elin, ikiside, peki, kutlu ne, kutsuz ne?
Topumuz bir tek inciyiz, bir tek. Başımız da tek, aklımız da tek.
Ne diye iki görür olup kalmışız iki büklüm gökkubbenin altında, ne diye?
Sen habire gevele dur bakalım, habire 'usul boylu birlik çam ağacı' de, sonu nereye varır bunun, nereye?
Şu beş duyudan, altı yönden varını yoğunu birliğe çek, birliğe.
Kendine gel, benlikten çık, uzak dur, insanlara karıl, insanlara, insanlarla bir ol.
İnsanlarla bir oldun mu bir madensin, bir ulu deniz.
Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane.
Erkek arslan dilediğini yapar, dilediğini.
Köpek köpekliğini ede durur, köpekliğini.
Tertemiz can canlığını işler, canlığını.
Beden de bedenliğini yapar, bedenliğini.
Ama sen canı da bir bil, bedeni de, yalnız sayıda çoktur onlar, alabildiğine, hani bademler gibi, bademler gibi.
Ama hepsindeki yağ bir.
Dünyada nice diller var, nice diller, ama hepsin de anlam bir.
Sen kapları, testileri hele bir kır, sular nasıl bir yol tutar, gider.
Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak, can nasıl koşar, bunu canlara iletir.

Mevlana Celaleddin Rumi

28.12.06

Rüyalarımda


Sevgili Uzay'ın Sana verdiği "tek şey" her an gidecekmiş hissidir. başlıklı güzel yazısını okuduktan (bkz Link) sonra, raftaki kitapların üstüne sıkıştırmış olduğum eski yazılarımı tekrar hatırladım...işte onlardan biri...


Rüyalarımda, pencereden beni izleyen boş odaların, yırtık duvar kağıtları dökülüyordu gerçeğe. Biz gerçektekiler, onları kuru yapraklar sanıp, ağaçlarını özgürce terk edişlerine imreniyorduk belki de...
Rüyalarımda, çürük merdivenlerin kırılan son basamağından boşluğa düşmeden önce, beni izleyen aynadaki kıza bakıyordum hep.
Biz gerçektekiler, aynadakinin kendimiz olduğunu sanarak konuşuyorduk duyulmayan sesimizle, kendi kendimizi duyabilmek için.
Rüyalarımda, ansızın etrafı saran mavi dalgaların, uzaklaştıkça yakınlaşan kulaçlarıma engel oluşunu izliyordum hep.
Biz gerçektekiler, zamanın uzak ve yakının arasındaki bir yer olduğunu zannedip, kumsaatine hapsolmuş kumların birbiri ardına akmasına inanıyorduk hep.
Rüyalarımda hiç görmediğiklerimin, beni görüp de unutmuş olanlar olduğunu hissediyordum hep.
Biz gerçektekiler, daha önce görüp de unuttuklarımızı, yeniden doğuruyorduk eski sarı fotoğraflarda. Oysa unuttuğumuz görüntüleri yeniden oluşturmak, hiç gör(e)mediklerimizi yaratmaktan daha zordu çoğu zaman...

Foto: Amsterdam, 2002

26.12.06

Today's Tarot Reading:The journey is the destination

Bazı günler, benim de yaptığım gibi, ruhunuz kargaşaya düştüğünde ve sakinleştirici, yönlendirici mesajlar okumak isterseniz, Zen Tarot'a bakın (soldaki linki tıklayın). Bugün bana çıkan mesaj çok hoşuma gitti, zira sürekli koşuşturmanın, ve bir şeylere ulaşmanın çabasıyla yorgunluğa düşmüşken, bana yavaşlamamı ve yolun kendisinin tadını çıkarmamı hatırlattı. Her ne için yoruluyorsak hayatta, hangi amaç ugruna çabalıyorsak, o amaç aslında yolun sonunda değil, içindedir. Hatta yolun kendisir amaç. Gidilecek bir yer yoktur, yolun kendisinden başka.
Life is a continuity always and always. There is no final destination it is going towards. Just the pilgrimage, just the journey in itself is life, not reaching to some point, no goal--just dancing and being in pilgrimage, moving joyously, without bothering about any destination. What will you do by getting to a destination? Nobody has asked this, because everybody is trying to have some destination in life. But the implications... If you really reach the destination of life, then what? Then you will look very embarrassed. Nowhere to go...you have reached to the final destination--and in the journey you have lost everything. You had to lose everything. So standing naked at the final destination, you will look all around like an idiot: what was the point? You were hurrying so hard, and you were worrying so hard, and this is the outcome.

25.12.06

Self-awareness

If you find it difficult to be aware, then experiment with writing down every thought and feeling that arises throughout the day; write down your reactions of jealousy, envy, vanity, sensuality, the intentions behind your words, and so on.

Spend some time before breakfast in writing them down - which may necessitate going to bed earlier and putting aside some social affair. If you write these things down whenever you can, and in the evening before sleeping look over all that you have written during the day, study and examine it without judgment, without condemnation, you will begin to discover the hidden causes of your thoughts and feelings, desires and words....

Now, the important thing in this is to study with free intelligence what you have written down, and in studying it you will become aware of your own state. In the flame of self-awareness, of self-knowledge, the causes of conflict are discovered and consumed. You should continue to write down your thoughts and feelings, intentions and reactions, not once or twice, but for a considerable number of days until you are able to be aware of them instantly....

Meditation is not only constant self-awareness, but constant abandonment of the self. Out of right thinking there is meditation, from which there comes the tranquility of wisdom; and in that serenity the highest is realized.
Writing down what one thinks and feels, one's desires and reactions, brings about an inward awareness, the cooperation of the unconscious with the conscious, and this in turn leads to integration and understanding.
Khrishnamurti

21.12.06

18.12.06

The Face of Tomorrow


A very interesting project! (Thanks Hugo:))

See Link for more info

Art...


In your light I learn how to love.
In your beauty, how to make poems.
You dance inside my chest,
where no one sees you,
but sometimes I do,
and that sight becomes this art.


Excerpts from The Essential Rumi, translations by Coleman Barks with John Moyne, 1995
Photo: Ralph Eugene Meatyard, Untitled, 1958

16.12.06

Istanbul'da (2)

Prenses Tara

Mutluluğun Bin Budası



Moğol Devletinde saygın bir Kadın


Bilgeliğin 1000 sayfada kusursuzlaştırılması

Kısacık bir geziye bir sürü şey sığdırmanın mutluluğu ile: Sabancı Müzesindeki Cengiz Kaan ve Mirasçıları: Büyük Moğol İmparatorluğu başlıklı sergiden izler...

İstanbul'da (1)



Bir Seminer için gittiğim Istanbul Teknik Üniversitesinin Taşkışla'daki binasına aşık oldum...
Daha içeri girer girmez tarihin içine adım attığın, eskiden askeri hastane olarak kullanılmış bu bina, hem kasvetli, hem de yüce bir enerjiyle kucaklayıveriyor konuklarını. Okul dediğin böyle olur hissi yaratan binalardan sizin anlayacağınız...






12.12.06

İyi ki Doğdun Havucum:)


Canım dostum Emine, iyi ki doğdun, renklere renk kattın! Böylesine güzel bir günde (12.12) hayatımıza armağan oldun! Yaşam sevincin hiç eksik olmasın:)

8.12.06

Attitude

You cannot control what happens to you, but you can control your attitude toward what happens to you, and in that, you will be mastering change rather than allowing it to master you.
Brian Tracy

6.12.06

Eskilerden...


22-24 Mayıs 2003 Venedik

Yaşlı bir beynin birbirine bağlı hücreleri gibi, daracık sokakların kanallar üzerine ağ ördüğü dantel şehir Venedik'teyim. Güneşin taş sokakları cayır cayır parlattığı, binbir çeşit maskenin etrafa şekil şekil mimik ile baktığı, kendini sokakların gizli yönüne kaptırmış yabancıların, aheste aheste güne başladığı saatlerde, eski bir kafenin daracık bir sokağa odaklanmış penceresinde, rokalı sandwiç, limon çayı ve gelip geçenlerin durmamaksızlığı eşliğinde, düşüncelere dalıyorum.

Kırmızı boyaları aşınmış yüzyıllık evler, balkonlarından sundukları parlak çiçekleriyle, yaşlılıklarını pembe bir rujla örtbas etmeye çalışan kokana kadınlar gibi, gevezelik yapıyorlar yüz yüze. Bazıları öpüşürcesine kafa kafaya yaslanmış, sokağın bittiğini sandığın, ama hiç bitmeyen ve sürekli başka sokaklara açılan üçgenimsi sonunda. Mavi-beyaz çizgili T-shirt leri, hasır şapkaları ve siyah pantalonları ile, yanık tenlerinin altından yeşil yeşil bakan gondolcuların çapkın bakışlarını üzerimde hissederek, kanalların denizden aşırdıkları bir cereyanın saçlarımı uçuşturan serinliğinde ve parke taşlarının denge bozan egzotik ritminde, saatlerce yürüyorum....

Foto: Hugo Cardoso, Venedik Yoluculuğumuzda

World

The world is a great mirror. It reflects back to you what you are. If you are loving, if you are friendly, if you are helpful, the world will prove loving and friendly and helpful to you. The world is what you are.

Thomas Dreier

5.12.06

Aloneness

Most of us are never alone. You may withdraw into the mountains and live as a recluse, but when you are physically by yourself, you will have with you all your ideas, your experiences, your traditions, your knowledge of what has been. The Christian monk in a monastery cell is not alone; he is with his conceptual Jesus, with his theology, with the beliefs and dogmas of his particular conditioning. Similarly, the sannyasi in India who withdraws from the world and lives in isolation is not alone, for he too lives with his memories.

I am talking of an aloneness in which the mind is totally free from the past, and only such a mind is virtuous, for only in this aloneness is there innocence. Perhaps you will say, "That is too much to ask. One cannot live like that in this chaotic world, where one has to go to the office every day, earn a livelihood, bear children, endure the nagging of one's wife or husband, and all the rest of it." But I think what is being said is directly related to everyday life and action; otherwise, it has no value at all. You see, out of this aloneness comes a virtue which is virile and which brings an extraordinary sense of purity and gentleness. It doesn't matter if one makes mistakes; that is of very little importance. What matters is to have this feeling of being completely alone, uncontaminated, for it is only such a mind that can know or be aware of that which is beyond the word, beyond the name, beyond all the projections of imagination.
Khrishnamurti

4.12.06

1


Her zaman biricik kalacak Puspusum, dün gece rüyamda beni ziyaret ettiğin için teşekkür ederim...her nerdeysen mutlu olman tek isteğim...bu dünyayı terk edişinin birinci yılı dolmuş bile...bu bloga vesile olan sensin, tam da bir yıl önce...nerede olursan ol hep benimlesin....kalbimde...