23.2.07

İ(l)etgen

Sevgili dostum Fufu (Funda) ya da benim yeni değimimle Fundamental, geçen gün blogumda tembellik yaptığımı hatırlattı bana. Ya alıntı, ya da eski yazılar koyup geçiştirdiğimi söyledi. Ki haksız da sayılmaz. Düşündüm ben de, sevdiğim şeyleri paylaşmak hoşuma gidiyor başkalarıyla. Bu iyi, iyi de, kendim niye bişey yaratmıyorum, sadece aracı oluyorum diye düşündüm....Cevaben şunu diyebilirim: 1.si şu sıralar acayip yoğunum. Dersler bir yandan, yazmam gereken makale, hazırlamam gereken dosya vs vs diğer yandan.
2. Şu sıralar acayip de yorgunum. Kendime vakit ayırma zamanım geldi de geçiyor. O kadar çok aktivite içindeyim ki kalabalık beni alıp sürüklüyor.
3. sü ve en önemlisi, şu sıralar izleyici olmayı deneyimliyorum hayatta. Kendimi ortaya koymak içimden gelmiyor."Şey" (düşünce, insan, rüzgar vs) lerin aktığı bir kanal olmak daha hoşuma gidiyor. İletgenlik yani.
İşte böyle...bugün biraz olsa kendi kapımı aralamış oldum. Bloguma iltifat eden sevgili Bilişko'ya da çok teşekkür ederim ayrıca..beni anlayan ve hisseden ender insanlardan kendisi!

19.2.07

Yann Tiersen-Rue de cascades

Eskilerden 3

Zamanın unutulup, mekanların birbirine karıştığı bir yerde koşarken, kolunun altına sıkıştırtığı kağıttan birkaç harf döküldü yere. O kadar hafiflerdi ki, oluşturduğu sözcükleri terk edip, yerde para arayan birinin onlara yeni anlamlar vermesini beklercesine, sessizce savruldular etrafa. Kendisini beklemeyen otobüsün, başka bekleyenleri tatmin etmek için hızla uzaklaşmasını ve egzoz dumanından hayaletler yaratmasını, isteksizce izlemek zorunda kaldı nefesinden başka söyleyecek sözü kalmamış kız. Rüzgarın insanlarla oyun oynamaya başlayıp sinirlerini ve duygularını altüst ettiği bir anda, üzerlerinde ayak izleri oluşmuş harfler kıpırdandılar sabırsızca. Birkaçı, sürüden ayrılan kara koyunlar gibi başka ayakların altına sürüklendiler. Eskiden ait oldukları yazıyı özleyen diğerleri ise, ait oldukları eski anlamları tekrar yaratmak isteyip, sıra sıra dizildiler kaldırımın üstüne. Ama anlamsızlığa yenik düştüklerini görünce, grileşmeye başlayan gökyüzünden başka bakacak hiçbirşeyi kalmamış, derin bir kuyunun dibindeki öksüzler gibi hissettiler kendilerini. Durakta zamanın yeninden akmasını bekleyen kız da aynı gökyüzüne bakıp, gözlerine damlayan yağmur damlalarını hissedinceye kadar hayallere daldı. Hızlanan adımlar etrafa yayıldı. Sivri topuklu kırmızı bir çizme, zavallı ünlem işaretinin kalbine saplansa da, bütün gününü şaşırıp ağlayarak geçirmiş olan ünlem bağıracak gücü bulamadı kendinde.Onun bu sessizliği, yolda düşürdüğü yazgısını henüz aramaya başlamamış kızın duygularını kıpraştırdı son bir kez..

21.10.1999

16.2.07

Exploration

We shall not cease from exploration
and the end of our exploring
will be to arrive where we started
and know the place for the first time.
TS Eliot

12.2.07

Yüzün Romanı



Herkese açık olan şey, benim gözümde, bedenimin en görünmez yeridir. Ayaklarıma, karnıma, göğüslerime, kollarıma ve birkaç kıvrılıp bükülmeyle anatomide seçtiğim öbür parçalara doğrudan doğruya bakabilirim. Sırtımı göremem elbette ama sırtım benim tüm duyularımın merkezi değildir, zaten ben sırtımı herkese göstermem...Ama yüzümü-kimlik kartımı, ışığımı, gururumu, utancımı, vitrinimi ve gizimi, maskemi ve dışa açılımımı, bayrağımı ve yaramı-ancak yaklaşık ve ters çevrilmiş yansımaları aracılığıyla inceleyebilmek gücüme gidiyor doğrusu. Hatta çocukluktan beri fotoğraflarım çekilmiş olsa bile, filme alınmış olsam bile, video kamerasıyla görüntülerim saptanmış olsa bile ve yine yeni yetmelik dönemimde, bütün aynaları, bütün camekanları, bütün bıçak ağızlarını sorgulamış olsam bile, benden başkasının, "öteki"'nin bakışında, uzun süre yalnızca kendi görüntümü gördüğümü sanmış olsam bile, kendi imgemi, pupa'yı (Latince bez bebek), gözbebeğini, oyuncak bebeği, varlığımın yerinde duramayan kanıtını,..vb'ni görmüş olsam bile. Kendimi tanımaya girişebilirim de. Kendimi görmüyorum. Evrensel kaşif olan ama kendini tanımayan şu bakış, her varlığın tekliğinin en açık doğrulamasıdır hiç kuşkusuz...


Nicole Avril, Yüzün Romanı, s. 11-12

9.2.07

Immortal me(moment)ries


Dokusunu çok sevdiğim bir resim..bizi oluşturan sonsuz enerji zerreciklerinin yüzeye vurduğu bir iz...kimliklerimizin ve detaylarımızın birbiri içine geçtiği ve önemini yitirtiği bir an...puslu bir bütünleşmenin iki dostun bakışında birleştiği sonsuzluk...

Ofiste ders hazırlarken ansızın açtığım çekmecenin içindeki defter..ve üzerine karalanmış iki dostun paylaştığı bir an...

Çalkantılı ve soğuk bir kış gecesinin ardından bakışlarımızı donduran bir sabahta uyandık. Issız, sessiz, kimsesiz. Bize ilk sunulan birbirinden farklı yemekleri miğdemize olabildiğince kısa zamanda indirdik. Mevsimlerin bu kadar hızlı ve keskin değişebileceğini ilk kez hissettik. Çöl sıcakları içinde, bir sırt dolusu ağırlıkla kaynar toprağa ayak bastık...4 Temmuz 2004 Fethiye Otogarı...

Hayatın içine kapıların ne zaman ve nasıl bir şekilde aralanacağı belli olmuyor hiç..işte bu yüzden seviyorum hayatı...

Can dostum Bilgen'e...

8.2.07

Each moment

We must not allow the clock and the calendar to blind us to the fact that each moment of life is a miracle and mystery.
Anonymus

2.2.07

To increase your energy and feel positive

A new movie...

...

Çok sevdiğim bir anime...değişik bir kombinasyon

1.2.07

Dream

"To accomplish great things, we must not only act, but also dream; not only plan, but also believe."
Anatole France