28.10.10

Elma






Dayanamadım yine ve bir elmanın iki yarısını yakaladım yine, yine ve yine:)

"Her Çılgın Düşünce"

Kelimelerle iç içeyim son zamanlarda. Bir kitap çevirisi teklifi üzerine, uzun zamandır ertelediğim yazınsal yanıma geri dönüyorum. Tam bir keşif, tam bir macera. Sözlüklerin içinde kaybolmak, sözcüklerin anlamlarla olan bağının arasındaki boşlukta durmak, zihnimin farkına varmak...

Tabi ki fotoğraf üzerine bir kitap, çevirmeye kalktığımız. Neyseki yalnız değilim. Bir dostla birlikte anlamlara yeniden anlam verme egzersizi yapacağız. Kitabın adı. "Each Wild İdea" 
(Her Çılgın Düşünce?)

Akademik dili yoğun ve kıvrımlı olsa da, içeriği fotoğraf tarihi ve felsefesi üzerine odaklansa da,
bitirmek üzere olduğum "Var Olmanın Gücü" ile bazı paralellikler kuruyor olmam, algıda seçicilik mi yoksa? 

Kimbilir...

Yine de tamamlayıcı bir egzersiz kalkıştığım. 
Çayımı koydum, perdeyi araladım, manzarama yeniden bir göz attım.
Zihin dünyasının, sözcükler ve anlamlar dünyasının içindeki yolculuğuma başladım. Bu sefer gördüklerime inanarak ya da inanmayarak değil, onları oldukları gibi kabul ederek ve aynı zamanda yazarın özüne, ruhuna inmeye çalışarak...
Her çılgın düşünce, belki de beni çılgına döndürür umuduyla...

19.10.10

Var Olmanın Gücü

Öyle bir yağmur yağdı ki dün gece, sanki gökyüzü içini kustu toprağa. Bereketi birikmiş mavilikten sonsuzluk indi aşağıya. Zümrüt ve Gece onlar için balkona kurduğumuz kulübede yarı ıslak, yarı kuru yan yana vakit geçirmek zorunda kaldılar. Belki de onlar için yeni bir yakınlık dönemi oldu bu durum. Bahçedeki bitkiler suya doydular ve sabırsızlıkla güneşi beklemeye başladılar. Ve muzip güneş bulutların arasından belirdi sabaha...Dışarıda ne oluyorsa içimizin bir yansıması gibi...bazı günler kasvetinden geçilmeyen ruhumuz, "ben"liğimiz yüzünden acı çekerken, hemen ardından içimizi sıcacık bir huzurun ve neşenin kaplaması ne kadar tanıdık....
Yağmurlu günleri çok severim. Toprağa sinen suyun kokusu, dışarda kopan fırtına ile evdeki loş sıcaklığın zıtlığı, hep hoşuma gider. Ama en çok da kitap okumayı severim penceremi çalan yaşam eşliğinde. Dün gece başladığım kitap, hem içimdeki hem dışımdaki fırtınaların bana armağanı:

Var Olmanın Gücü, Eckhart Tolle.

Benden de size armağan olması dileğiyle...

16.10.10

"an"lamak...



Bugün, hayvanları neden bu kadar sevdiğimi, onlarla beraberken neden bu kadar mutlu ve sevgi dolu olduğumu anladım. Çünkü onlarlayken tümüyle anda kalabiliyorum. 

Sabah kahvaltıdan sonra, yağmurun üstüne açan bir İzmir güneşini selamlamak üzere, aldım maviş şezlongumu ve attım kendimi minik bahçemize. Zümrüt hiç kaçırmadı bu anı ve hemen yanımda bitiverdi tabi. Oturdum ve Zümrüt'ü izlemeye, onunla "bir" olmaya başladım. Onunla birlikte doğanın her hareketini, her sesini, her kokusunu içimde duyumsadım. İster kendini bana okşatırken olsun, ister ansızın duyduğu bir sese kulak kabartmış, ister mahallede yeni boy göstermeye başlayan kısa tüylü erkek kediyi gözünü kırpmadan izlemiş, ya da herzaman büyük bir şevkle üstümüzden geçen saksağanlara heyecanla bakmış, Zümrüt hep andaydı. Andan başka bir yerde değildi. Olamazdı da. Onun zihninde bir geçmiş ve gelecek yoktu ki. O sadece VAR oluyordu. Hafızası vardı elbet. Beni tanıyor ve  ona göre davranıyordu mesela. Belki rüyasında eski deneyimlerini görüyordu. Ama bu anılar onun anda olmasını engellemiyordu. O her saniyeye dikkatle yaklaşıyor, çevresinde olup bitenleri tümüyle yargısız, sorusuz sualsiz, analiz etmeden, olduğu gibi görebiliyor ve deneyimleyebiliyordu. Ben de bunu yapabilen varlıklarla beraber olunca daha çok anda kalabildiğimi fark ettim. Ve doğanın en güzel öğretmen olduğunu birkez daha anladım.  

Bu cümleleri yazarken "an" sözcüğünün "ana" sözcüğü ile bir bağı olduğu gözüme çarptı. An da kalabilirsek eğer, o bizi kendi özümüze doğuran bir ana gibi oluyor sanırım...

Anla dolu güzel bir haftasonu dilerim herkese....


15.10.10

edtskiasvcjfdhfgawgaweuafşa

düşüncelerim ben değilim. düşüncelerim beni benden alıkoyan gürültüler. kapılıp gitmeden düşüncelerime, bir saniye durup kafamdan geçen sözcük diziminin tüm harflerinin yerini değiştirdim, ve anlam bir anda yok oldu. anlamın yok olduğu yerde özüm içime doldu. varlığım ise biçimden özgür, şekilsiz olarak yeniden doğdu. ve böylece herşeyle "bir" oldu. 
İşte sadece bu "bir" saniye,  yaşamımdaki değişikliği aralayan kapı oldu. sonra içim yine düşüncelerle doldu, ama bu sefer, onlarla "bir" olmadığını bilerek...

bu yazıyı yazdığım anda, perdenin arkasına gizlenmiş büyük bir örümcek duvarın tepesine doğru  yol aldı ve beni yukardan izlemeye daldı...
ve bildim ki evren yine mesajını yolladı, bana ise hayran olmak kaldı...

iyi geceler

3.10.10


Şu anda başka bir alemde, zeytin ağaçlarının gölgesinde, dünyaya bakmaktasın
Ben ise güneşli evimizde , müzikleri çoşturan bir ruh halinde, sanal pencerelere bakmaktayım. 
Ve aslında yeniden kendime bakmaktayım. Kendime bakarken aklımda sen, fark ediyorum ki, seninle "bir"likte olmak hayatımın en güzel seçimi, hayatı akışa bıraktığımda önümde açılan kapıdan içeri girmek, attığım en güzel adımmış. Ve yine anladım ki "aşk" olmak  "dost" olmaktan geçermiş. Bunu bana hergün büyük bir şefkatle öğrettiğin için, her halimle beni kabullendiğin, sevdiğin, ve bu hayatta yeninden, yeninden, ve yeninden yanımda olduğun için, sonsuz teşekkürler sevgili "eş"'im....


Asla bir buluta, "Nereye gidiyorsun?" diye sorma. Kendisi de bilmez; onun bir adresi, bir kaderi yoktur. Rüzgar değişirse güneye giderken kuzeye doğru hareket etmeye başlar. Bulut rüzgara, "Bu tamamen mantıksız. Güneye gidiyorduk, şimdi kuzeye yöneliyoruz. Tüm bunların anlamı ne?" diye sormaz. Onun için güney, kuzey, doğu, batı hiç farketmez. Arzusuz, hedefsiz, ulaşılacak bir yer olmadan sadece rüzgarla hareket eder; o yalnızca yolculuktan keyif alır. 
Osho